.
Bilindiği üzere Rauf DENKTAŞ ömrünün uzun yıllarını Kıbrıs davasına adamış siyasetçi devlet adamıdır. Kıbrıs’da suların
hiç durulmayışının uzun yıllar sürecek kalıcı bir barışın vuku bulamamasının en önemli nedenlerinden biri Yunanlıların “Emersis”’i kurma politikalarıdır. Emersis Yunan genişleme siyaseti araçlarından biri olarak XIX.yy’dan itibaren kullanıldı. Girit’in Osmanlı’dan ayrılarak Yunanistan’a katılması için çıkarılan isyanı (1866) simgeledi. İsyanda bir çok Türk katledildi. Bundan sonra da Kıbrıs Adası’nın İngiltere’nin egemenliğinden kurtulup Yunanistan’a katılması hedefi de “Enosis” olarak adlandırılmıştır. Bu hedef doğrultusunda 1955 yılında Kıbrıs direnişi ulusal örgütü (EOKA) Yunanlı Albay Gergeos GRİVAS tarafından baş piskopos Makarios III’ün desteğiyle kuruldu. Önce İngiltere 1958’den sonra da Türkler’e saldırıp kan akıttılar. 1974’de Yunanistan’da Albaylar cuntası desteğinde EOKA-B kuruldu. Enosisi ertelemek isteyen Makarios darbeyle düşürüldü. Örgüt önderlerinden Nicos Sampson devlet başkanlığına getirildi. Bu dönemde Türk köylerine baskınlar yoğunlaştı ve katliam üstüne katliam yaşandı. Tüm bu olaylar 74.Barış Harekatıyla son buldu ve EOKA-B örgütü çökertildi. Kıbrıs sorununun halledilmemesinin nedenlerinden biri Denktaş’ın veya Türkiye Cumhuriyeti’nin uyuşmazlığı, işi yokuşa sürmesi değil Rum, Yunan ilişkisini Kıbrıs’a sahip olabilmek için başlattıkları kanlı darbe sonunda yanlarına kalan “Kıbrıs Meşru Hükümeti” unvanı ile Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkma hakkını elde etmiş olduklarına inanmalarıdır. Rumlar’a göre Kıbrıs sorunu 1974’deki işgal ve göçmenlerin evlerine dönme meselesidir. Daha önceyi yok sayan Rumlar 1963’de gerçekleştirdikleri silahlı saldırıyı ve 1960 antlaşmasını bozmuş olduklarını dünyaya unutturmaya çalışmış karşı saldırı ve savunma girişimlerini de meşru hükümetine karşı ayaklanma saymıştır. Oysaki 60 antlaşmasına göre Türkiye’nin müdahale hakkı bulunmaktaydı ve zaten 1974’te bu hakkını kullandı. 1958 yılı sonuna kadar İngiliz, Rum ve Türkler enesise engel oldukları için öldürüldüler. Rumlar bu mücadeleye hürriyet mücadelesi, koloni idaresinden kurtulma mücadelesi diyorlardı. Ancak Türkler için bu koloni idaresini daha kötü bir koloni idaresiyle değiştirme teşebbüsüydü. Çoğunluk kararı ile Rumlar Kıbrıs’ın kaderini tayin edemezlerdi, çünkü Kıbrıs’da iki halk vardı. Bunlardan biri elen dünyasının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Diğeri ise “ ben Türkiye’nin ayrılmaz bir parçasıyım” diye öğünüyordu. İki ayrı milletin iki ayrı parçası yaşamaktaydı. Kıbrıs’da ve 400 yıllık ortak yaşam içinde bunlar, asimile olmamış birleşerek, tek bir millet haline gelmemişti. Ada’da çoğunluk kararı ile tek halk olarak Kıbrıs’a sahip çıkmak istiyorlardı. Dava Yunanistan’a katılmaktı. Kıbrıs’lı Türkler Türkiye ile birlikte buna itiraz ediyordu. Böylelikle coğrafya, tarih ve jeopolitik açıdan Kıbrıs Yunanistan’a mı, Türkiye’ye mi bağlanmalı sorusu gündeme geliyordu. Konu bu oldumu Kıbrıs’daki nüfus çoğunluğu Türkiye ile Yunanistan’ın nüfuslarını da kale alarak hesaplamak gerekiyordu. Jeopolitik açıdan Kıbrıs’ın Türkiye için önemi sandığımızdan yadsınamaz bir gerçektir. Kıbrıs düşman elinde olursa Türkiye denizlere açık bir ülke olmaktan çıkar. Bu Türkiye Cumhuriyeti tarafından da her zaman bilinen bir gerçek olmuştur. Dolayısıyla Rum, Yunan ilişkisi terör yoluyla Türkiye engelini aşarak enesise varamayacağını anlayınca, Türklere’de eşit haklar tanıyan bir ortaklık cumhuriyetine razı olmuş göründü. Cumhuriyet kurulur kurulmaz da bunu enesis masasında yok etmeye çalıştılar. 1963’den buyana yaptıkları bunun kanıtıdır. 1963 saldırıları ile emesisin yolunu açmak için silaha sarılmış olan Rum, Yunan ilişkisinin siyaseti bugüne kadar değişmiş değildir. Bugün “Meşru Kıbrıs Hükümeti” unvanının arkasına saklanarak Kıbrıs meselesine “1074’de başlayan bir işgal meselesi” olarak takdim ediyorlar. Mesele işgalden kaynaklanmaktadır. İşgalden kaynaklanan göçmenler konusudur; bunları hallediniz, mesele halledilmiş olur; biz Kıbrıs’ı Türkler’i severiz; 1974’e kadar hep bir arada barış içinde yaşamaktaydık diyebiliyorlar. Yıllardır devam eden görüşmelerde biz bu değişmeyen Rum, Yunan siyaseti karşısında temel hak ve hürriyetlerimizin omurgasını teşkil eden siyasi eşitlik-egemenlik-kurucu ortaklık-coğrafi zemin-iki kesimlilik esasları üzerinde odaklaştık. Rum tarafı “Meşru Hükümet” olgusunu güçlendirdikçe biz de bu hak ve statülere daha da somut bir şekil vererek Rum idaresinin hiçbir şekilde hiçbir zaman Kıbrıs’ın meşru hükümeti olarak kabul etmeyeceğimizi ayan beyan gösterdik. Kıbrıs meselesi nedir? Diye sorulduğunda “iki taraf anlaşmalıdır.” Cevabını verenlere Kıbrıs Rumlar’ının 1960 antlaşmalarını, anayasaya atıf yaparak anlatılmaya çalışıldığını “Kıbrıs meselesi hukuki bir mesele değildir, siyasal karar verilmiştir; Kıbrıs treni AB yolunda ilerliyor; tireni kaçırıyorsunuz” dendiğinde “Kıbrıs treninin” bir Rum freni olduğunu, görüşmeler yoluyla bunun ortak bir tren haline getirilmeye çalışıldığını ancak AB’nin hukuk tanımayacak Rum idaresini Kıbrıs olarak gördüğünü ona göre muamele yapması nedeniyle Kıbrıs’ta yeni ve kalıcı bir ortaklığın kurulmasını engellediği ortaya çıkmaktadır. Kıbrıs Türkler’i 1983 Kasım’ında KKTC’nin kurduktan sonra da çözüm arayışlarını sürdürdü. Birleşmiş milletler genel sekreteri Perez De Cullar 1984 Ağustos ayında görüşmeleri başlattı. KKTC, BM ve Türkiye’nin isteğiyle, iki kesimli federal bir çözüm için topraklarının %29’unun + seviyesine indirmeyi istemeyerek kabul etti. Karşılığında siyasal eşitlik ve iki kesimlilik garanti altına alınacaktır. BM bu planı 17 OCAK 1985’de Newyork’da düzenlenen Denktaş-Kipriyanu zirvesinde sundu. Kipriyanu planı reddetti ve basın Kipriyanu’yu sadece kınamakla yetindi. Denktaş’ın tutumu ise “devlet adamlığına yakışır” bulundu. Fakat durum idaresi “Meşru Hükümet” olarak yoluna devam etti. 1989’dan sonra Kıbrıs sorununa siyasal çözüm arayışları hızlandı. Sonuçta Denktaş Vasiliv görüşmeleri 26 ŞUBAT-02 MART 1990 tarihinde Newyork’da yapıldı. KKTC’ni ve TC’ni ahenk içinde kararlı bir tutum sergilemesi sonucunda BM genel sekreteri 1990’dan itibaren Kıbrıs sorununa iki kesimli federal çözüm tabanlı yol gösterici fikirler dizisi ortaya çıktı. Bu belgede kurulacak federal yapıda “egemenliğin iki toplumdan kaynaklandığı” belirtiliyordu. Görüşmeler 18 HAZİRAN-11 KASIM 1992 arası cereyan etti. Ortaya yüz paragraftan oluşan fikirler dizisi çıkmıştı. Denktaş doksanbir paragrafı kabul etti ve kalan dokuz paragrafın da görüşülebileceğini beyan etti. Buna karşılık Vasilliu yüz paragrafa da çegince koyarak hiçbirini kabul etmedi. Böylece “fikirler dizisi” denilen federal iki kesimli tabanlı görüşü de yeniden gömmüş oldu. Yine bunun gibi Denktaş 1994’de Lefkoşa ara bölgede Klarides’le de görüşmelerde bulundu. Klarides’de çözüm için bir adım atmamış kendinden önceki Rum liderinin çizgisinde siyaset yapmıştır. Sonuç olarak Rauf Denktaş Girit’le başlayıp tamamlanan ve Kıbrıs’da devam ettirilen enasis çapalarına dikkati çekip geri dönüşü olmayan tarihi bir yanlıyı yapmamız için tüm Türk dünyasını uyarıyor.
Yayın tarihi:
Mayıs 03, 2009
Politika hakkında daha fazla bilgi
MetinM 'dan daha fazla özet
More