BÖLÜNMEMİŞ BÜTÜNLÜK
Modası geçmiş Newton fiziği dünyayı, yerçekimi, elektriksel ve
manyetik alanlar
gibi "yerel güç alanları" vasıtasıyla etkileşimde bulunan izole edilmiş partiküller koleksiyonu olarak tanımlamıştı. Yerel alan, aracılığı etkileşim prensibine göre çalışır; bir gücün, örneğin yerçekiminin bir kütleyi, ayı etkilemesi için, bu gücün aradaki boşluğu ışık hızından daha yüksek olmayan bir hızla boydan boya geçmesi gerekir. Eğer dünya aniden bir göktaşı tarafından yok edilirse, ay dünyanın yokluğuna yaklaşık 0.5 saniye sonra tepki verecektir. Bir yerel gücün zıttı, dünyanın ayı aradaki bir alanla doğrudan, ani ve aracısız olarak etkileyebileceği bir etkileşim olabilir. Galileo'dan Gell-Mann'a kadar tüm fizikçiler bu türden yerel olmayan etkileşimleri ters ve bilimsel açıdan tatsız olarak görmüşlerdir.
Isaac Newton sağduyulu hiçbir filozofun birdirbir oyununa benzer bu tür güçlerin doğada var olabileceğine inanmayacağını söylemişti.Ancak, kuantum olasılık dalgasının ki
Erwin Schrödinger'e göre kuantum dünyasının klasik beklentilerden en fazla farklılaştığı yer; en çok göze çarpan özelliklerinden biri de, iki kuantum sistemi etkileşimde bulunduğu zaman olasılık dalgalarının birbirine geçtiği, böylece atom A dalgalarının atom B dalgalarıyla karışarak atom A' daki bir eylemin atom B' de ani ve aracısız bir değişikliğe neden olduğudur, dünyada değilse bile, en azından matematikte böyle olduğu kabul edilir ama daha sonra başka bilim adamları kuantum gerçekliğinin meta yorumlarında bunun da mümkün olabileceğini ileri süreceklerdir. Bu türden ani ve bölgesel olmayan etkileşimin klasik fizikte daha önce örneği görülmemiştir (klasik fizikte tüm etkileşimler doğrudan temas veya bölgesel alanlar aracılığıyla ortaya çıkar), fakat bazı voodoo büyücülerinin "bulaşıcı büyü" inancına çok benzer; bu inanç, saçınız veya kesilmiş tırnağınız gibi bir zamanlar parçanız olan bir şeyin, bu parçadaki bir eylemin bütünü anında etkileyecek şekilde doğrudan temasta kalması kavramıdır. İrlandalı fizikçi John Stewart Bell'in yakın zamandaki keşfi kuantum birleşme sürecine yeni bir ışık tutmuştur. Bell'in teoremi ve bunun John Clauser (California Üniversitesi) ve Alan Aspect (Paris Üniversitesi) tarafından deneysel olarak doğrulanması bölgesel olmayan voodoo benzeri bu bağlantıların sadece matematikte var olmadığını, gerçek dünyadaki gerçek etkilerde de var olması gerektiğini kanıtlamaktadır.
John Stewart Bell'in, iki atom bir kez etkileşimde bulunduktan sonra gerçekten bağlı kaldıklarını, öz varlıklarının belirgin olarak mahrem bir kuantum tavrında birbirine dolaştığını keşfetmesi; kuantum dünyası hakkında düşünülecek en iyi yolun, etkileşimde bulunan ayrı parçalardan oluştuğunu tasavvur etmek değil, aksine "etkileşimde bulunan parçalar" resminin basit bir ortalama olarak ortaya çıktığı bir tür bölünmemiş bütünün resmi olduğunu düşünmek gerektiğini öne sürmektedir.
Kuantum dünyasının özünün bölünmemiş bir bütün olduğu fikri, fizikçi David Bohm tarafından ortaya atılmış ve Bell'in keşfinden bir süre önce de diğer fizikçiler kuantum bütünlüğü konusunda daha sağlam temeller üzerine bazı spekülasyonlar yapmışlardır.