Eski Çağlarda
Biyoloji Asurlular ve Babilliler
Eski kaynaklara göre Asurlular ve Babilliler, bazı bitkileri
yetiştirebilme ve kullanma, bunun yanında veterinerlik bilgisine de sahip olma gibi özelliklere sahiptiler. Bitkilerde döllenme özelliğini keşfetmişler ve bunu birçok bitkiyi istedikleri sayıda üretme konusunda bilinçli bir şekilde kullanmaktaydılar. Kesin kanunlarıyla tanına ünlü Babil kralı Hammurabi nin kanunları arasında bile bitki kullanımı ve hasadı hakkında birçok kanun bulunmaktadır. Bunun yanında bulunan bazı papirüs kayıtlarında anatomiye ait bilgiler bulunmaktaydı. Bu durumda, biyolojinin geçmişinin en azından bir adım daha geride aranabileceği düşüncesi ortaya atılabilir.
Eski Mısırlılar
Eski Mısırlılar
biyoloji, özellikle de tıbbi biyoloji konusunda büyük bir bilgi birikimine sahiptiler. Mumyalama teknikleri göz önüne alındığında ev iç organların uzunca süre steril bir şekilde saklanılması düşünüldüğünde, geniş bir anatomi bilgisine sahip oldukları da anlaşılmaktadır. Bunun yanında birçok bitki yağının masajdan tıbbi tedavilere, makyajdan inşaata kadar birçok alanda kullanılabilecek kadar derin bilgilerle üretilmeleri ,bitki anatomisini de çok iyi bildiklerinin bir göstergesidir.
Çinliler
Çin imparatoru Shen Nung`un birçok bitkinin tıbbi açıdan kullanılabilecek yönlerini açıklaması, Çinlilerin biyolojide o dönemlerde bulundukları konumu iyi anlatmaktadır. Bununla birlikte, ticari açıdan ipekböceğinden ipek üretimi ve ağaçların yok olmasına nenen olan karıncaları yiyen bir tür böceği kontrollü üretmeleri, kontrollü mekanizmaları iyi idare edebildiklerini ve biyolojiye birçok yönden hakim olduklarını göstermektedir.
Hintliler
Hindistan`da o çağlarda bitkibilim ve tarım kültürü gelişmişti. Bu bitkiler, yiyecek dışında tıbbi amaçlı da kullanılmaktaydı. Bu durumu destekleyen ve olayları patolojik, fizyolojik ve anatomik açıdan da açıklayan birçok papirüs, kayıt ve belge bulunmuştur.
Eski Yunan ve Romalılar
Asurlular, Eski Mısırlılar, Babilliler, Çinliler ve Hintliler gibi Eski Yunan ve Romalılar da geniş biyoloji birikimine sahiptiler. Ancak, diğer medeniyetlerden farklı olarak Eski Yunan ve Roma`da doğaüstü güçlere bağlı yönetim uygulanmamaktaydı. Buna karşılık özgür düşünce ortamının gelişebileceği bir ortam yaratılmıştı. Bu durum da toplumun refah düzeyini artırarak, daha çok bilimsel aktivitenin gerçekleşmesine olanak sağlamaktaydı. Diğer medeniyetlerde ise yapılan bilimsel çalışmalar genelde geleceği görebilmek ya da kehanette bulunmak için yapılmaktaydı. Bunun yanında Eski Yunan ve Roma medeniyetlerinde öne çıkan birçok isim vardı.
Thales, M. Ö. 7. yy`da dünyanın ve tüm canlıların sudan meydana geldiğini iddia etmiştir. Bu postulatıyla, biyoloji hakkında da ilk belge niteliğindeki yorumları ortaya atmıştır.
M. Ö. 500 civarlarında İtalya`da Pisagor tarafından Doğa Felsefesi adı altında önemli bir okul kurulmuştur. Burada yetişen filozof ve bilim adamlarından biri olan Alcmeon, hayvanların yapısı hakkında birçok bilgiyi keşfetti. Damar yapılarını inceledi, ve beynin ana işlevini tanımladı. Embriyo ile ilgili çalışmaları sonucu embriyolojinin kurucusu olarak düşünülebilir.
Bir başka tıp okuluna sahip olan bilim adamı Hipokrat da çevrenin insan sistemi üzerine etkisini incelemiştir. Tıbbi anlamda birçok çalışmaya sahiptir ve tıp alanında yetişenlerin mezuniyet sırasında verdikleri yemine Hipokrat Yemini isim sahipliği yapmaktadır.
Aristoteles, M.Ö. 4. yy. civarında yaşamış ve biyoloji ile ilgili birçok çalışmalar yürütmüş bir bilim adamıdır. İlk sınıflandırmayı, gözlemleri sonucu yapmıştır. Sınıflandırmasını kanlı ve kansız hayvanlar olarak yapmıştır. Kanlı hayvanlar kategorisine memeliler, kuşlar, amfibiler, sürüngenler ve balıkları yerleştirmiştir. Bununla birlikte, kansız hayvanlar kategorisine sefalopod, yüksek crustaceanlar, böcekler, testaceanlar ve daha basit hayvanları yerleştirmiştir. Memeliler ve diğer grupların bazı ayırıcı özelliklerini gözlemlemiş ve notlarına bunları da eklemiştir. Aristoteles, yaptığı bu sınıflandırmayla, bir sistem içinde gördüğü canlıları ayrı gruplara bölmeyi başaran ilk bilim adamıdır. Birçok bilim adamı tarafından sistematiğin babası olarak kabul edilir. Ayrıca, Aristoteles, abiyogenez görüşünü ortaya atmıştır. Bu görüşe göre yaşamın canlı olmayandan gelmesi söz konusudur. Her ne kadar, Aristoteles çalışmalarında kalıtım ve doğal seleksiyonun ilkel hallerine değinse de ilkel Darwin düşünceleri üretebilecek kadar düzeye, dini kısıtlamalar getiren Eski Yunan dini dahilinde, sahip değildi. En önemli eserleri De Anima, Historia Animalium, Scala Naturae, De Partibus Animalium De Motu ve Animalium dur.
Aritoteles ve Theophrastus`un ardından tüm dünyada en önemli tıbbi ve biyolojik çalışmalar İskenderiye Kütüphanesi civarında İskenderiye`de yapılmaktaydı. Bu tıpçılardan biri olan Herophilus, insan vücudundaki iç organları çıkartıp inceledi ve diğer memelilerle karşılaştırdı. Beyni incelediği sırada sinir sistemi ile bağlantısını keşfetti ve bu konuları anlattığı birkaç tıp kitabı yazdı. Bir diğer önemli tıpçı ise kan dolaşımı ile ilgili çalışmalar yapan Erasistratus idi. Ayrıca ana damarlar dışında ara küçük damarların olduğu konusunda düşüncelere sahipti.