20.yy modern Alman edebiyatında kendine has absürd kurmaca hikayeleri, karamsar ruh halini yansıtan anlatımlarıyla önemli
bir yere sahip olan Franz Kafka'nın ölümünden bir yıl sonra yayımlanan eseri
Dava'yı özetlemeye çalışacağım.
Öncelikle, Kafka'nın yakın arkadaşı Max Brod'un Kafka'nın kendisine verdiği vasiyeti yerine getirmeyip, Kafka'nın sağlığında yazmış olduğu notları, eserleri imha etmeyip aksine yayınlamış olmasına şükretmeli, yoksa kapitalizmin ve burjuva ilişkilerinin Orta Avrupa'da tüm toplum yaşamını ve insan ilişkilerini bozduğu bu yıllarda Kafka'nın burjuva ilişkilere ve onlara teslim olan insanlara yaptığı bu eşsiz ve karamsar bir mizahi dille yaratılan eserleri okuyamamış olacaktık.
Dava diğer Kafka hikayeleri gibi gerçeküstü bir kurguya sahip. Bir sabah nedenini bilmeksizin yargılanmaya başlayan sigorta memuru Joseph K.nın, absürd bir dava süreci içerisinde kokuşmuş, çıkar ilişkilerine dayalı, uygulayacılarının yaşadığı her türlü ahlaksızlığı gözler önüne seren hukuk sistemi karşısında hiç bir sonuç elde edemeksizin boşu boşuna didinip durmasını anlatır.
Aslında, Joseph K. bu sebebini anlamadığı yargılanması sırasında ne tutuklanmıştır ne de herhangi bir gündelik işinden alıkonulmuştur. Bir anlamda 'özgürdür'. Joseph. K, şaşırtıcı biçimde hayatındaki herkesin; ev sahibesinin, amcasının, iş arkadaşlarının haberdar oldukları bu davanın, yargılanmasının sebebini asla öğrenemeyecek, suçsuzluğunu ispat etmeye çalışmak bir yana davanın nedenini anlamak için koşuşturmaları sırasında hukuk sisteminin kokuşmuşluğu ve gereksizliği tüm açıklığıyla ortaya çıkacaktır.
Olaylar şöyle gelişir. Kendi halinde, içine kapanık ve sıradan bir yaşama sahip olan Joseph K. bir sabah odasında uyandığında dairesinde iki sivil polis memurunun kendisini tevkif etmek için bulunduklarını görür. Memurların Joseph K. nın kahvaltısını izinsiz olarak mideye indirmeleri ve giyeceklerini zimmetlerine geçirmeye çalışmaları kokuşmuş hukuk sisteminin ilk emareleridir.
Josep K. suçsuzluğunu ispat etmek ister, gelin görün ki tüm uğraşlarına karşın neyle suçlandığını bir türlü öğrenemez, karşılaştığı herkes ve tüm tanıdıkları onun yargılandığını bilirler daha ötesi herkes ona suçlu gözüyle bakar ama kenar mahallelerin en ücra köşelerinde köhne, izbe, kokuşmuş, pis dairelerde görülen duruşmalarda, avukatını ziyaretlerde, mahkeme kalemine gidişlerinde hep önünde hukuk sisteminin garip, köhne düzeniyle karşılaşır ve hangi suçlamayla yargılandığını öğrenme çabaları hep sonuçsuz kalır.
Joseph K. İlk duruşmasına gittiğinde, sorgu yargıcının mesleğinin badanacılık mı olduğunu sorması üzerine, davanın ciddiyetinin bu sorudan belli olduğunu anlar ve ‘’benim başıma gelenler çok da önemli değil ama bu başka insanlara da nasıl davrandığınızı gösterir, burada kendi adıma değil onlar adına konuşuyorum ‘’ diyerek bu düzmece davaya ve pis ilişkilere karşı savaşmakta kararlı olduğunu gösterir.
Ama, ne yargıçlar ne juri onu dinler. Yargıçların tüm düşüncesi mahkeme mübaşirinin karısıyla ilişki kurabilmektir. Mahkemedeki hukuk kitaplarını inceleyen Joseph K. kitapların alalade çocuk çizimlerinden müteşekkil olduğunu görünce iyice hiddetlenir. Bu anlamsız yargılamayla ve çürümüş ahlaksız düzenle savaşmak ister ama hakkında ne tür bir suçlama olduğunu dahi öğrenemezken buna olanak da bulamaz.
Onlarca yıldır aynı Joseph K. gibi haklarındaki suçlamayı bile öğrenemeden mahkeme koridorlarının pis, nemli, kasvetli koridorlarında haklarındaki hükmü çaresizce bekleyen edilgen bir topluluğun ataleti, mahkeme kapısından içeri girebilmek için görevliye rüşvet veren ama rüşveti alan görevlinin yine de içeri girmesine yıllarca izin vermediği bir sanığın mahkeme kapısında ölüşü, Joseph K. nın amcasının tavsiye ettiği avukatın davayla hiç ilgilenmemesi ve en sonunda klise papazının da tüm bu çarpık ilişkileri savunması sonrası Joseph K’da artık bu saçma düzene karşı savaşma gücü kalmaz, suçsuzluğunu kanıtlama şevki kırılmıştır.
Öyle ki, bir sabah evine gelen cellatlar kendisini boş bir arsa götürüp infaz ederlerken olan biteni kaderine razıymışçcasına izler, hiç direnmez, direnecek gücü kalmaması bir yana bunu gereksiz görür.
Yayımlandığından bu yana Dava'nın ana fikrinin ne olduğu hakkında çeşitli fikirler yürütülmektedir.
Bunlardan en çok kabul edileni; Joseph K. gibi hepimizin yaşam ve toplum ilişkileri tarafından anlamsızca tutsak edildiğimiz ve bunu sessizce kabul ettiğimizdir. Ama Kafka'nın bu eserinde elimizdeki tüm değerler için savaşmamız gerektiği, sonuç alamıyor görünsek de elimizdeki değerleri kaybetmemenin de bir kazanım olduğunu anlatmaya çalıştığı da kabul edilebilir.