Üç kuşağın hikayesidir yaşayanların kendi dilinden anlattığı: Doğu’yu ayağa kaldıracağına emin olduğu ansiklopedisini yazmaya
çalışan inançsız ve pozitivist Selahattin Bey ve onun köşklerde büyümüş cahil karısı Fatma Hanım, babasından miras dünyayı değiştirme tutkusu ve bir şey yapamamanın hüznüyle silinip giden Doğan Darvınoğlu ve biri tarihçi, biri devrimci, biri de zengin olmaya baş koymuş
kendi kimliklerinin peşinde torunlar. Cennethisar’da ortaya çıkan bu resme, Selahattin Bey’in gayrı resmi çocukları Recep ve İsmail, ayrıca İsmail’in oğlu Hasan da eklenecektir. 80 öncesi Türkiye’sinin sosyo politik tablosu, karakterlerin her birine ayrı bir hikaye hazırlayacaktır. Hem bir aile yadigarı, hem de bir aile laneti gibi olan dünyayı değiştirme tutkusu, tarihçi Faruk’ta hikaye etme isteğine dönüşecek; o, boşvermişlik hissatıyla yuvarlanıp giderken, babasına ve dedesine de yoldaşlık etmiş alkol, ona da eşlik edecektir. Kendi kimliğini ararken savrulan gençlerden Nilgün’ün payına trajedi, Metininkine hınç, Hasanınkineyse şiddet düşecektir. Bütün bu harekete eşlik eden ses ise, Babaanne Fatma Hanım’ın odasında düşündükleri ve hatırladıklarıdır. Bu ses, okura yalnızca Türkiye’nin değişimini değil, aynı zamanda
edebiyat ve tarih dediğimiz şeyin ne olabileceğini düşündürtecektir.