.
Tivadar Soros, Maskerado adlı kitabını 60’lı yıllarda Esperanto dilinde yazmış. Maskerado’nun anlamı bu dilde Maskeli
Balo demek ve kitapta gerçekten de bir dans yaşanıyor. Ancak bu dans olağan bir dans değil; çünkü söz konusu olan Ölümle Dans. Macaristan 1944 yılına kadar II. Dünya Savaşı’nın olumsuz koşullarından –diğer Doğu Avrupa- ülkelerine kıyasla daha az etkilenmişti. Ancak 19 Mart 1944’te Almanlar Macaristan’ı işgal eder ve tüm muhalif çevreler, azınlıklar ve Yahudiler gibi Soros ailesi için de Maskerado başlar. İyi yaşamayı seven avukat Tivadar Soros, daha önce I. Dünya Savaşı’nı da bir asker olarak geçirmiş, esir düşmüş ve uzun yıllar esir kamplarında bulunmuştur. Bu yüzden yaşama bakışı değişmiş, tüm ihtirasları yok olmuştur. O artık savaş yaşamış birçok insan gibi sadece hayatta olmaktan bile mutluluk duyabiliyordu. George Soros babasının kişiliğinin bu yönünü şöyle özetliyor: “Evet babam iyi yaşamayı severdi ama asla servet sahibi olmak istemedi. Maddi şeyleri, insanların hayatını zorlaştıran ve hatta bazen hayatlarına mal olan yükler olarak görüyordu. Bildiğim kadarıyla babam, mal varlığını sistematik bir şekilde elinden çıkaran tek insandı...” George Soros, az kalsın finansçı yerine ayakkabı ustası oluyormuş: "...George’un dalgınlığı ile ilgili birçok olay hatırlıyorum. Altı yaşındayken ona küçük bir göz kusurunu düzeltmek için gözlük almıştım. Kaybetti...ve iki kez daha aldım. Her defasında kaybetti. Dördüncü sefer gözlük almadım ve gerisini doğaya bıraktım: George hala gözlük kullanmaz! Okul karnesiyle ilgili olarak da bir kez başını belaya sokmuştu. Bu küçük defterde çocukla ilgili her şey yazılıydı. Okula gelmediğinde, ödevini yapmadığında ya da disiplin cezası aldığında tüm bunlar o küçük deftere yazılırdı. Defteri aldıktan iki gün sonra onu kaybetti. Öğretmeni, okul müdüründen yeni bir tane aldı ama George doğal olarak onu da kaybetti. Müdür, George’a üçüncü bir defter daha verdi ama onu da kaybederse okuldan atılacağını söyledi. Okurlarımın sabrını daha fazla zorlamayacağım, hemen konuya geliyorum, George bu konuda kesinlikle lanetlenmişti çünkü üçüncüsünü de kaybetti. Bu trajik olayı öğretmenine anlattı. Okulun alacağı karar birkaç gün içinde bize bildirilecekti. O akşamki aile toplantısında okuldan atılmaz da kendisine yeni bir defter verilirse bunu yanında taşımayıp sırasının altına yapıştırmasını kararlaştırdık. Oğlumu en kötüsüne hazırladım, okuldan atılırsa akademik kariyeri sona erecekti ve yeni bir alana yönelmesi gerekecekti. Ona geleneksel bir meslek olan ayakkabı yapımını önerdim. Olay öyle bir hale gelmişti ki onu sadece bir mucize kurtarabilirdi ve mucize gerçekleşti. Ertesi gün öğretmeni George’a yeni bir defter verdi ve ‘Dün Müdürün odasına gittiğimde meşgul olduğunu gördüm ve dolabından bir defter yürüttüm. Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun? Senin için on emir’i çiğnedim. Bundan sonra bana güvenme’ dedi..." "...İnsanlar arasındaki dayanışma gelecekte buna benzer kitle katliamlarını önleyebilecek mi? Bilmiyorum. Sadece önlemesini umabiliriz, elimizden başka bir şey gelmez. "...Bir şeyin olmasını çok uzun beklerseniz, beklediğiniz şey en sonunda gerçekleştiğinde olayın tadına varamazsınız. Beklerken o kadar çok enerji harcamışsınızdır ki en sonunda beklediğiniz şey gerçekleştiğinde yüzünüzde küçük bir tebessüm yaratır, hepsi bu. Birçok insan sokaklara çıkıp “Ruslar geldi!” diye bağırırken bana da olan buydu..." "Prensiplerimden biri de birisi benden yardım istediğinde sırf insanlara olan güvenlerini kaybetmesinler diye ‘hayır’ dememekti. Bu dünyadaki herkes için biraz sorumluluk duyuyordum. Yardım konusunda samimiydim fakat belirli sınırlarım vardı. Maddi durumum pek iyi değilken bile hiçbir borç isteğini geri çevirmedim. Bazen iyi niyetimin bir göstergesi olarak istedikleri paranın hepsini veremesem de bir kısmını veriyordum. Her zaman sağduyulu davranmaya ve gerçekçi olmaya çaba sarf ettim. Oğullarımın da bu prensibi benimsemelerini istedim. Bunu onlara şöyle açıkladım: "Ne zaman beklenmeyen sonuçlar normal şartlarda harcanan fedakarlığı ve emeği geçerse yardım edin. Hele de karşınızdaki için bunun anlamı daha büyükse fedakarlıktan çekinmeyin..."
Büyük Oğul Paul Anlatıyor: "...Tivadar, yani babam, her zaman için sıradışı ve özgün biriydi. Dünyayı ve insan doğasını anlamaya dayalı müthiş bir yargıya sahipti. “İnsanların diğer insanların acılarına bu kadar iyi dayanabilmesi inanılmaz” lafı onun kafama kazınan sözlerine tipik bir örnekti..." George Soros’tan: "...Bunu söylemek saygısızlık, ayıp hatta belki de günah olabilir ama o on ay hayatımın en mutlu zamanlarıydı. On dört yaşındaydım. Büyük bir tehlike içindeydik ama babam olaylara hakim gözüküyordu. İçinde olduğumuz tehlikenin farkındaydım çünkü babam olayları bana anlatmak için bolca vakit harcıyordu, bense kalbimin derinliklerinde gerçekten bana bir şey olabileceğine inanmıyordum. Kötü güçler tarafından takip ediliyorduk fakat biz meleklerin tarafındaydık çünkü bize haksızca zulmediliyordu ve hatta biz sadece kendimizi değil, diğerlerini de kurtarmaya çalışıyorduk. Kozlar onlardaydı ama bizim elimiz daha üstün gözüküyordu. 14 yaşındaki bir çocuk daha ne isteyebilirdi ki? Babamı çok seviyor ve takdir ediyordum. Maceralı bir hayatımız vardı ve çok eğleniyorduk. Sanırım bu duyguların bazıları kitapta kendini belli ediyor fakat babam kaç kişiye yardım ettiğiyle övünmeyecek kadar alçak gönüllüydü..."
Yayın tarihi:
Mayıs 03, 2009
Biyografi hakkında daha fazla bilgi
MetinM 'dan daha fazla özet
More