Bu çevrenin kapılarının yüzüne kapanmasıyla Dostoyevski bir başkasına döndü ve reformculara katıldı. Hükümet her türlü söz özgürlüğünü yasaklayan ve köylülerin kölelikten kurtulmalarını öngören yazıları sansür edecek çalışmalar yapıyordu. Dostoyevski iki nedenden bu konuyla yakından ilgiliydi; biri
yazar olarak, ikincisi de babasının Tula’daki toprağı yüzündendi.
23-nisan 1849 yılında Çarlık polisi tarafından yatağında tutuklanan Dostoyevski, grubun diğer yirmi üyesiyle beraber 22 Aralık’ta kurşuna dizilmek üzere Semyonevski alanına götürüldü. Tam asılacakken ölüm cezasının hapis cezasına çevrilmesiyle Omska’ya gönderildi. Dostoyevski, dört yıl boyunca çektiği acıları, 1861′de yayınlanan ”Ölüler Evinden Anılar”da anlatmıştır. Dostoyevski biraz olsun toparlanabilmek
için er olarak yeniden orduya girdi. Buradayken ”Ölü Evi”ni yazmaya başaldı. Bir subayın karısı
olan Mariya Isssyev’e aşık olan Dostoyevki, subay ölünca dul eşiyle evlendi.
1858′de sürgün dönemi sona erdi ve St. Petersburg’a dönmesine izin verildi. ”Ölüler Evinden Anılar”ı burada tamamladı ve eseri kitap haline getirmeden önce, Vremya dergisinde yayınladı.
Karısı vereme yakalanmış, Sibirya’daki Tver şehrine dönmüştü. Dostoyevski bundan yararlanıp ilk defa yurt dışına çıktı; 1862′de paris, Londra ve cenevre’yi ziyaret etti. 1863′te roma’ya geçti. Ardından almanya ve danimarka’yı dolaştı.
Karısının ve çocuğunun masraflarını karşılayabilmek için, edebiyattan kazandıklarını arttırmak hevesiyle kumara başladı. Rulet oynuyordu. Şansı yaver giden yazar bir gecede 10.000 frank kazandı ertesi gece 3000 frank
daha ekledi. Ama bir gece sonra 5.000 dışında kazandıklarının hepsini kaybetti.
1864′te karısını, ağabeyi Mihail’i, dostu ve meslektaşı Apollon Grigoriyev’i kaybetti.
1862 ve 1863 yılları arasında Avrupa’ya birlikte gittiği arkadaşı Pauline Suslov’la evlenerek, ilk mutsuz evliliğini unutmayı tasarladı. Ancak Pauline, verdiği sözden caydı. Bu sırada Dostoyevski ”Suç ve Ceza”üzerinde
çok sıkı bir şekilde çalışmaktaydı ve oyalanmamak için Wiesbaden’e gitmişti. Pauline de bunu bahane edip aralarındaki ilişkiyi kesti.
Dostoyevski’nin Wiesbaden’de bulunduğu sırada ”Yeraltından Mektuplar” yayınlandı. Yeni bir deha ortaya çıkıyordu ve bu eleştirmenlerin ciddi şekilde ilgisini çekmeye başlamıştı. Bu sırada ağabeyi Mihail’in ardında bıraktığı borçları da üstlenen Dostoyevski, yine mali sıkıntı çekiyordu.
”Suç ve Ceza” 1866′da tefrika halinde yayınlandı. Bu sayede borçlarından kurtulabilir, maddi yönden bolluğa kavuşabilirdi, fakat bunun yerine daha da kötü duruma düştü. Kitabı çeşitli tepkilerle karşılaştı. Çağının çok ilerisinde yazan yazar bir türlü tam olarak anlaşılamıyordu. Eserini bölüm bölüm yazarken yayınlamıştı. Daha bunu tamamlamadan yarıda bırakıp bir başka romana başladı; ”Kumarbaz”.
Mümkün olduğu kadar çok yazmak
büyük usta için bir tutku olmuştu ve bu yüzden gözleri bozuldu. Bu sefer genç bir steno tuttu. Adı Anna Snitkin olan stenoyla ilk defa 4 Ekim 1866′da tanıştılar ve 8 Kasımda da nişanlandılar. 1867 Paskalya yortusundan önce evlenip balayı için Avrupa’ya gittiler. Yola çıkarken, niyetleri dışarda iki üç ay kalmaktı; fakat dört yıl geçmeden Rusya’ya dönmediler. Dostoyevski en sonunda mutlu bir evliliğe kavuşmuştu. Karısı elinden geldiğince kocasına yardımcı oluyordu. Yazarın sadece kitaplarına konsantre olması için, alacaklılarla ve gürültücü akrabalarıyla o başetti.
Yabancı ülkelerde bulunduğu sırada, Dostoyevski asıl ününü sağlayan beş büyük romanından üçünü yazdı; ”Budala”, ”Ebedi Koca” ve ”Ecinniler”. Anna Dostoyevski’nin ustaca yönetimi sayesinde bütün borçlar yavaş yavaş ödendi ve artık sadece rahat bir hayat sürebilecek kadar paraya sahip oldular. Büyük yazar, hayatında ilk defa mutluydu ve Rusya’nın geleceği üzerine fikirlerine ve gazeteciliğe ayıracak zaman bulabiliyordu. Ama Dostoyevski’nin gittikçe kötüleşen sağlığı, mutluluklarını gölgeliyordu. Daha çocukluğunda sara nöbetleri geçiren yazar gençliğinin başından itibaren bu hastalıktan çekmeye başlamıştı. Şimdi iyice başına bela olan hastalığı yazarı her an yazmaktan alıkoysa da 1879′da belkide eserlerinin en büyüğü ”Karamazov Kardeşler” üzerinde çalışmaya başladı. Aynı yılın sonunda roman, Russki Weistnik dergisinde tefrika edildi, ondan sonraki yıl boyunca da tefrika yayınlanmaya devam etti. 8 Kasım 1880′de romanın son bölümünü yayınevine gönderdi.
25-ocak-1881′de yeniden hastalandı. Gece gelen krizden sonra artık pek fazla zamanı olmadığı anlaşılmıştı. Hasta yatağında karısından ona ”Sefahatten Dönen Oğul”dan parçalar okumasını istedi. Bir papaz da başında dua okuyordu. Son nefesini verinceye kadar aklı başında kaldı ve akşam saat sekiz buçukta öldü. Ölümünden sonra kitapları baskı üzerine baskı yapan büyük yazar, yalnızca Rus edebiyatında değil dünya edebiyatının gelişimde de büyük rol oynayan eserler yarattı.
Nerede okumuştum, hani bir idam mahkumu ölümünden biraz önce şöyle söylemiş ya da düşünmüştü: ‘Yüksek ve sarp bir kayalıkta, ancak iki ayağımın sığabileceği, dar bir çıkıntıda, dört bir yanım uçurumlar, okyanuslar, sonsuz bir gece, sonsuz bir yalnızlık ve hiç bitmeyecek bir fırtınayla sarılmış durumda yaşamak zorunda olsam ve bütün ömrümce, bin yıl boyunca, hatta sonsuza kadar o bir karış toprakta durmamda gerekse o şekilde yaşamak, şu anda bir yarım saat içinde ölecek olmaktan çok daha iyidir.’ Yeterki yaşasındı, sırf yaşasın! Nasıl olursa olsun, ama yeter ki yaşasın! Suç ve Ceza’dan…
Dostoyevski '' nin Hayati 2 hakkında daha fazla inceleme