• Oturum Aç
  • ‎Shvoong nedir?‎
  • Oturum Aç
    Oturum Aç
    Kullanıcı adımı hatırla Şifrenizi mi unuttunuz?

İnsanlığın Bilgisini Shvoong'da Özetleyin

.

Shvoong Ana Sayfa>Kitaplar>Şeriatçı TERÖRÜN VE BATININ KISKACINDAKİ TÜRKİYE

.

Şeriatçı TERÖRÜN VE BATININ KISKACINDAKİ TÜRKİYE

tarafından : dokuz     

Yazar : DR. NECİP HABLEMİTOĞLU
Dr. Necip HABLEMİTOĞLU tarafından hazırlanan bu kitapta; Türkiye’nin bugününe ve yarınına göz diken, içerinden destekli,
artık son derece belirginleşen /aydınlanan dışarıdaki odakların faaliyetleri ile Kurtuluş Savaşı öncesinde ülkeyi kuşatan uluslararası anlayışın, değişmeden çağa nasıl uyarlandığı son derece net bir biçimde ayrıntıları ile açıkça anlatılmaktadır.
Necip HABLEMİTOĞLU “Atatürk Türkiye’si Küreselleşmeye Direnebilir mi?” adlı ilk bölümündeki Cumhuriyete aydın ihanetinin belgesi ve düşündürdükleri başlıklı yazısında özellikle işbirlikçi olarak nitelendirdiği bazı aydın ve yazarların yaptıklarından somut örnekler ve belgeler sunarak devletin alması gereken tedbirler için uyarılarda bulunuyor. Yine aynı başlıklı yazıda A.B.D’nin Türkiye içinde yapılanması ve istihbarat biçimi ile ilgili örnekler sunuyor. İçimizdeki düşmanların ne denli bir yapılanma içinde olduğunu anlamak için bu ilk bölümün okunması dahi yeterlidir.
“Kemal’in Öğretmenleri”yazısında Moldova’daki Gagauz Türklerinden biri olan Ali KANTARELLİ’yi ülkemizdeki batı işbirlikçileri olarak gördüğü kesimlere inatla tanıtıyor.
Kitaba adını veren bölümde; batı ülkelerini emperyalist politikalarını İngiltere, Almanya, Fransa diğer Avrupa Ülkeleri ve ABD’deki İslamcı-Şeriatçı yapılanmaları ele alarak, bunların nasıl desteklendiklerine ilişkin belgeler ve kanıtlar sunarken, küreselleşen teröre karşı alınması gereken önlemleri sıralayıp uyarılarına devam ediyor.
“Almanya hala dost bir müttefik midir?” başlıklı bölümde yer alan yeni dünya düzeninde şekil değiştiren bir soğuk savaş örneği adlı bölümde Türkiye ve Almanya arasındaki yüz yıllık güç kavgasını tarihsel kökenleri ve örnekleriyle birlikte anlatırken, Alman istihbarat örgütlerinin Türkiye’de ne gibi faaliyetlerde bulunduklarını ayrıntılarıyla belgeliyor. Aynı bölümün devamında Almanya’daki şeriatçı örgütlenmeleri anlatan; Yurtdışı destekli şeriatçı yapılanmalar, Almanya örneği, Alman istihbaratı ve Kaplancılar, Hasım Ülke; Almanya yazıları da yazarın bilinmeyenleri açığa çıkarma ve okuyucularını aydınlatma çabalarını açıkça göstermektedir.
1970 ‘li yıllardan itibaren dünya politikasında başa oynayan Almanya; hedef ülkelerin tamamında, bir yandan olağan diplomatik ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan da kendi siyasal partilerine bağlı vakıfları bu ülkelerde kullanmak suretiyle aktif müdahaleci bir dış politika konsepti geliştirmiştir. Almanya, Türkiye gibi NATO üyesi bir müttefikin yanısıra üçüncü dünya ülkelerinin tamamında faaliyet göstermekte olan terör örgütlerine ve radikal yapılanmalarına kendi topraklarında “örgütlenme” hakkını tanımıştır. Almanya uluslararası terör örgütlerinden irtibat büroları bulunan Hamas, Hizbullah, Ebu Seyyaf, Uluslararası İslam Cephesi, GIA, Müslüman Kardeşler, Hizbüt Tahrir, Polisario, FIS, MIRA, CDU, LMCR, NFSL, UDF’nin yanısıra PKK, DHKP-C, TKP-ML, TKEP gibi çok sayıda Marksist terör örgütü ve bununla beraber Tevhid, Tekfir, Akabe, Mücahede, Fecr, Kaplancılar, Yeryüzü, Burç, Şafak, Hizbullah Vasat, Hizbullahi Davet, Hizbullahi Vahdet, Yıldız, Ekin, yöneliş gibi daha bir çok adları kullanan radikal İslamcı örgütlere de Lojistik destek sağlamaktadır.
Fransa; eski sömürgelerinde yaşayan Müslümanların terör grupları ile ilgilenmektedir. Bu açıdan Nakşibendi Arapların örgütlerinin yanısıra Orta Doğudaki Şii örgütleri de Fransız Devletinin ilgi ve uzmanlık alanına girmektedir. Ayrıca Ermeni terör gruplarının Fransa’da eğitildiği ve 1960’lı yıllardan sonra Türkiyenin yurt dışındaki elçilik görevlilerine yönelik suikastlerin baş sorumlu Ermeni ASALA örgütünün olduğu tüm dünyada bilinmektedir.
ABD.’nin şeriatçı yapılanlarla yoğun ilgisi Soğuk Savaş dönemi ile başlamaktadır. Sovyetler Birliğinin sıcak denizlere inme stratejisine engel olmak için Türkiye-İran-Irak-Afganistan ve Pakistan gibi Müslüman ülkelerde anti-komünist bir blok oluşturmayı amaçlayan ABD bu bloğun aktif unsurları olarak da ateizme doğal müttefik gördüğü Siyasal İslamcıları desteklemiştir. Usame Bin Ladin başta olmak üzere El-Kaide Örgütü militanlarının büyük bir bölümünün CIA uzmanlarınca Rus işgalcilere karşı eğitilip yetiştirildikleri dünya kamuoyunca bilindiği halde ABD, sınırları içinde hiçbir siyasal İslamcı terör örgütüne hayat hakkı tanımamıştır. ABD II nci Dünya Savaşı sonrasında Marshall yardımları bahanesiyle girdiği Türkiye’de siyasal İslamcı kesimden öncü işbirlikçi olarak nurcuları seçmiştir. Öncelikle MİT personelinin maaşlarını karşılayacak ölçüde güvenlikte zaaf yaratan CIA, bu suretle gizli faaliyetler yürüten nurcuların TBMM’ne girmelerini, laiklik karşıtı örgütlenmelerini açıkta açığa desteklemiştir.
O yıllarda Saidi Nursi Cemaatini, 12 Eylül sonrasında da YÖK ve MEB marifeti ile ABD’ye gönderilmiş onbinlerce master ve doktora eğitimine almak üzere bu ülkedeki Türkiye kökenli tarikat ve cemaatler eğitimli insan gücüne sahip olmuştur.
Küreselleşen terör ve alınması gereken tedbirleride ele alarak küreselleşmeyle birlikte aklın mantığın ve bilimin üstünlüğü ilkesinin tüm dünyada yaşama geçirilmesi gerekirken ulus-devletlerin ortadan kalkması stratejisi doğrultusunda tüm insanlığa dayatılan her türlü tarikat cemaat misyonerlik gibi olgular toplumların iç ve dış barışını ve bütünlüğünü tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Küreselleşme sadece zenginlerin daha zenginleşmesi, yoksulların daha yoksullaşması durumunu doğurmakla kalmamış terörü de kendi boyutlarına taşımıştır. El-Kaide küreselleşen terörün tipik bir ürünüdür.Araplık Peştunluk Amerikanlık, Avusturyalılık, Çeçenlik gibi ulusal kimlik farklılıkları anlam ve önemini kaybetmiştir.
Son beş yıl içinde sigara ve alkollü içki tüketiminin kaçakçılık, sınır ticareti ve özel “free shop” lar kapsamındaki satışlar hariç 8.136.657.376.512.000 TL. olduğu gözönünde bulundurulduğunda, Tekel ’in önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Bir başka ifadeyle Tekel, sigara ve içki üretimi ve tüketiminin yanısıra, devlet bütçesine sağladığı katkı itibariyle de stratejik öneme sahip bir kurumdur. Tekel, sürekli zarar ederek hazineye yük oluşturan bir kuruluş değildir., hatta en karlı kamu kuruluşları arasında yer almaktadır. Tekel’in bu aşamada özelleştirmesi, devletin bu önemli gelir kaleminden vazgeçmesi anlamına gelmektedir. “Derviş Yasaları” arasında yer alan Tütün yasası ile, sadece tütün üreticilerinin değil, devlet bütçesinin de, mutlaka zarara uğratılacağı ortadadır. Bir başka ifadeyle, ekonomistlerce “altın yumurtlayan tavuk” olara değerlendirilen Tekel, ulusal çıkarlarımızı yok sayan işbirlikçi zihniyetin temsilcileri tarafından, uluslar arası sermayeye –yok pahasına- pazarlanmaktadır. Ancak, bu ihanet sürecini tüm boyutları ile ortaya koyabilmek için, hiç şüphesiz daha gerilere, olayın “kaçakçılık” boyutuna uzanmak gerekmektedir.
Sonuç olarak; Batının, zaten bildiği organize edip yönlendirdiği bu gerçeklerin, artık Türkiye’deki bilinçli Cumhuriyet aydınları tarafından da fark edildiğini anlaması gerekmektedir. Uluslararası ilişkilerde dostluğun yolu, egemenlik haklarına karşılıklı saygıdan geçmektedir.
Her Türk insanının okuyup terör gerçeğini anlaması ve Türkiye’ye kin besleyen ülkelerin hareketlerinin bilinmesini anlatan bu kitap; belirli dış odaklar ve emperyalistlerin destekledikleri şeriatçı yapılanmalara ve kendi güdümlerindeki işbirlikçilerle, Cumhuriyetimizin nasıl kıskaca alındığının belge ve örneklerle somut bir şekilde görülüp toplum olarak bilinçlenmemizi sağlayacak olan önemli bir kaynak olarak okunması gereken bir araştırma yazısı niteliğini taşımaktadır.
Yayın tarihi: Mayıs 05, 2009
Lütfen bu özeti derecelendirin : 1 2 3 4 5

Bookmark & share this post

Etiketler

.