• Oturum Aç
  • ‎Shvoong nedir?‎
  • Oturum Aç
    Oturum Aç
    Kullanıcı adımı hatırla Şifrenizi mi unuttunuz?

İnsanlığın Bilgisini Shvoong'da Özetleyin

.

Shvoong Ana Sayfa>Kitaplar>Türkiye’DE MİSYONERLİK

.

Türkiye’DE MİSYONERLİK

tarafından : dokuz     

Yazar : UĞUR YILDIRIM
Fener Rum Patriği Bartholomeos ve Karadeniz Bölgesindeki Pontus faaliyeti bu kitabın ana konusu değildir. Bu kitabın bir
sonuç bölümü yoktur. Sonucu ve ne yapılması gerektiğini düşündürecek örnek ve değerlendirmelere kitabın içinde yer verilmeye çalışılmıştır.
Misyonerlik; tarihin hiçbir döneminde bir din meselesi değil, hep siyasi bir mesele, Haçlılarla başlayan Türk'ü Anadolu’dan çıkarma uğraşında, daha sonra Kurtuluş Savaşında işgalcilerin emrinde; bugünde batı için batı adına Hıristiyanlaştırma ve ajanlık faaliyetlerinde araçlardan biridir. Misyonerlik; batılı güçlerin bir devlet politikası, stratejilerin bir parçası, Hıristiyanlaştırarak kendilerine sadık topluluklar, milletler yaratma projesidir. Arkasında devletlerin istihbarat örgütlerinden çok uluslu şirketlere kadar batının savaş aygıtları var, dinini değiştiren sadakatini de değiştiriyor. Bağlı olduğu topraktan, milletten, kültürden kopuyor, kökü dışarıda bir merkeze bağlanıyor.
KURTULUŞ SAVAŞI ÖNCESİ
Batılı Hıristiyanlar, 1071 sonrası Türk ilerleyişini durdurmak, Kudüs ve Hıristiyanların diğer kutsal saydıkları yerleri geri almak için 1096-1270 yılları arasında toplam sekiz Haçlı Seferi ve bir dizi küçük sefer düzenlediler. Papalar, Haçlı Seferleri boyunca ve sonra Anadolu ve Rumeli’yi istila etmekte olan Türklere karşı Avrupa milletlerini ayaklandırmak için bütün teşkilatlarıyla harekete geçmişlerdi.Haçlı Seferleri Türkleri yeniden Orta Asya’ ya geri göndermek için yapıldı. Bunu başaramayınca 1204 yılında Haçlı Seferleri bitince 1208 yılında misyonerliğe başladılar. 1311’de Papanın emriyle “ Şark Dilleri Kürsüsü “ kuruldu. Buralarda İslam milletlerinin dilleri, dinleri, adetleri, gelenekleri, zaafları öğretilmiş, bu bilgilerle teçhizatlandırılan misyonerler daha rasyonel bir çalışma ortamına kavuşmuşlardır. Bazı Amerikan Konsolosları azınlıkları, özellikle Osmanlı Ermenilerini kışkırtma faaliyetinin bizzat içinde bulundular. Amerikalı misyonerlerle birlikte bölücü faaliyetin içinde de yer aldılar. ABD dışında deniz aşırı bir ülkede açılan ilk Amerikan Koleji İstanbul’da 1863 yılında açılan Robert Koleji’dir. Doğu Karadeniz’de bir Pontus Devleti kurmak için çalışan Rumların önemli bir bölümü de Merzifon Amerikan Koleji’nden yetişti.
Hıristiyanlaştırma ve sömürgeleştirme faaliyeti birlikte yürütülmüştür.
KURTULUŞ SAVAŞI, SONRASI ve 1960’LARA KADAR OLAN KARANLIK DÖNEM
Atatürk, başta Amerikan Board olmak üzere misyoner örgütlerin kurdukları okul, yetimhane gibi yerlerin emperyalist işgale nasıl destek verdiğini çeşitli rapor ve yazışmalarında belirtti. Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı yıllarında konuyla ilgili yaptığı tespitler, misyoner örgütlerin emperyalizmin emrinde oynadıkları yıkıcı rolle ilgili çarpıcı bilgiler vermektedir. Bu dönemde Merzifon Amerikan Koleji’ne eşya sandıkları içinde Amerikan silahları getirilmiş, Amerikalı misyonerler tarafından Merzifon ve civarında toprak satın alınmış, Kuva-i Milliye’ye karşı Pontus hareketi Amerikalı görevliler tarafından idare edilmiş, bu faaliyetleri Türk Hükümeti’ne ispiyonladıklarını düşündükleri öğretmenleri Rum ve Ermeniler marifetiyle öldürtmüşlerdir.
Merzifon’daki Amerikan Kolej Müdürü’nün İstanbul’daki bağlantısına yazdığı mektupta; ” Hıristiyanlığın en büyük ve muntazam rakibi İslamiyet olduğu gibi Türkiye’de en kuvvetli Müslüman Hükümetidir. Başkanımızca bilinmektedir ki gerekirse sonuç elde etmek için 500 yıl duracağız ve bunlara işin sonunda muvaffak olacağız.” denilmektedir. Mektubun bir başka yerinde; “Bundan sonra ümidimiz gençlere dönük olmalıdır.” denilmekte ve Şiiler üzerinde hassasiyetle çalışılması gerektiği belirtilmektedir.
İngiliz ve Fransız gazeteciler bu dönemde psikolojik savaş görevlisi olarak para karşılığında kullanılmışlardır.
Atatürk, misyoner faaliyetin yanı sıra kökü dışarıda olan bütün kurumlara karşı net bir tavır alarak 1935’te mason localarını da kapatmıştır. Ancak masonlar kapatılma kararını önceden öğrenerek bütün evrak ve bankadaki paralarını emniyete almışlar ve hiçbir kardeşin gazete veya dergiye beyanatta bulunmama kararı almışlardır. Ancak Türkiye masonlarının yüksek şurası ile Atatürk’ün sağlık sorunlarıyla uğraştığı 1938 yılında ve ölümünün ardından kurulan 3 loca, İsmet İNÖNÜ’nün bilgisi dahilinde sessizce ve en alt düzeyde çalışmalarını sürdürüp 1948’de de yeniden her alanda çalışmaya başlamışlardır.
1961’de kurulan Barış Gönüllüleri, gittikleri ülkelerin insanları ile yakın ilişki kurmak, aile yapısının içine girerek sosyal araştırma yapmak ve Amerikan ideolojisi için altyapı oluşturmakla görevlendirilmişlerdi. Amaç, bir müslümanın Mekke’ye yönelmesi gibi bir insanın Washington’a bakmasını sağlayacak ideali bulmak olarak belirlenmişti. Ancak Barış Gönüllüleri’nin bir ajan gibi çalıştıkları saptanınca ülkelerine geri döndüler.
AB ADAY ÜYELİĞİNİN ARDINDAN MİSYONERLİK
Kitabın yazarına göre; Türkiye’nin AB aday üyeliğine kabul edilmesinden sonra Hıristiyanlığı yayma faaliyeti Hükümet katına taşındı. Hz. İsa’nın doğumunun 2000. yılını kutlamak için planlanan inanç turizmi Hıristiyanlık kampanyasını tırmandırdı. Batı destekli irticai kesimde de, AGİT ve AB savunucuları Hıristiyanlıkla uyum içinde İslamiyet vurgusu yapmaya başladılar. AB için misyonerliğe özgürlük düşüncesi yayıldı. Çeşitli üniversitelerde laiklik yerine dinsel referansları koyalım denmeye başlandı. Bu dönemde Türkiye’deki dini kuruluşların temsilcileri medyada ön plana çıkarıldı. Türkiye misyonerlik kaynaklarında İncil ülkesi ilan edildi ve nüfusu bir milyonun üzerindeki kentlerde misyonerlik faaliyetleri hızlandırıldı. Kürtler, Aleviler ve Lazlar öncelikli olarak hedef seçildiler.
Yabancılara toprak satışı yasası ile satılan toprağın üstüne kilise yapılması sonucu doğmuştur.
11 Eylül'den sonra BUSH’un ilan ettiği haçlı savaşı sonucunda Irak’ta Hıristiyanlaştırma faaliyetleri büyüdü.
Dinler arası diyalog; ABD’nin liderliğinde 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Yeşil Kuşak ve Fener Patrikhanesini kullanarak S.S.C.B. ile Doğu Blokunun kuşatma planı ile birlikte din temelinde yürüttüğü üçüncü projedir.
1998 yılında Abdullah ÖCALAN’ın yardım istemek için Papa 2. Jean Paul’e yazdığı mektubu kabul eden Vatikan, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri YILMAZ’ın mektubunu siyasi olduğu gerekçesiyle geri çevirdi. Papa 2. Jean Paul, Fethullah GÜLEN’in hem mektubunu hem de kendisini kabul etti. Bu mektupta önerilen projelerin hemen hepsi kabul edildi, dinler arası diyalog kapsamında Fethullah GÜLEN ile ilişkiler sürdürüldü.
ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesinde (BOP) Protestanlık içindeki akımlardan Evangelistler’in özel bir yeri var. Evangelistler’in İsrail ile çok güçlü bağları var.
Ülkemizde önü iyice açılan dinler arası diyalog projesinin bir ayağı misyonerlik faaliyeti ile insanlarımızı Hıristiyanlaştırma amacını taşıyorsa, bir ayağı da İslamı temel değerlerinden uzaklaştırıp referanslarını değiştirerek Müslümanları ıslah etme hedefini güdüyor.
Yazar kitabın sonuç bölümünde; “Sonuç olarak gözümüzün önünde canlanan tablo şudur: İslam'ın ılımlı Halifesi dua ediyor, Katolik Papası, Ortodoks Ekümenik Patriği ve Yahudi Başhahamı ile kol kola girmiş, bütün dünya insanlarına küresel barış çağrıları yapıyor. Bu ne barışı olacak? Amerikan barışı yani “Pax Americana!” diyerek kitabın esas ana fikrini ortaya koymuştur.
Yayın tarihi: Mayıs 05, 2009
Lütfen bu özeti derecelendirin : 1 2 3 4 5

Bookmark & share this post

Etiketler

.