Araştırmacı-yazar gazeteci Uğur MUMCU tarafından kaleme alınan kitabın 3. baskısı Ankara’da um:ag Vakfı Yayınları tarafından
2004 yılında, 328 sayfa olarak yayımlanmıştır. Uğur Mumcu’nun 16 Haziran 1984 ve 25 Aralık 1984 tarihleri arasında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan köşe yazıları bu kitapta toplanarak okuyucuya sunulmuştur.
Uğur Mumcu köşe yazılarında ağırlıklı olarak toplumsal sorunlara yer vermiş, yaşanan sosyal ve ekonomik sorunları dile getirmiştir. Yaşanan sosyal ve ekonomik sorunların başlıca sorumlusu olarak gördüğü dönemin Turgut Özal Hükümetini eleştirmekten geri durmamış, ayrıca yaşanan sorunlara yönelik çözüm önerileri de sunmuştur. Bununla birlikte dış güçlerce ülkemizi zayıflatmak ve hatta bölmek amacıyla öne sürülen sözde Ermeni sorunu ve Kıbrıs Barış Harekâtının sonuçlarına da tarihi belgeleri kanıt göstererek yazılarında yer vermiştir. Uğur Mumcu yazılarında nükteli sözlere ve taşlamalara da yer vererek yazılarının zevkle okunmasını sağlamıştır.
Köşe yazılarında ele aldığı birçok konunun halen güncelliğini koruması kitabı önemli ve değerli kılmaktadır. Ancak ülkemiz açısından bakıldığında 21 yıl öncesindeki birçok sorunun halen devam ediyor olması düşündürücü ve üzücüdür. Atatürkçü, laik, cumhuriyetçi, demokrat bir Türkiye’nin yılmaz savunucusu; hep araştıran ve sorgulayan gazeteci Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 günü otomobiline konan bir bomba ile inandığı değerler uğruna öldürüldü.
Ekonomideki kötü yönetim ve IMF’ye bağımlılığın had safhaya ulaşması; bunun sonucunda “orta-direk” olarak tarif edilen işçi, köylü, esnaf ve memur gibi meslek gruplarının oluşturduğu kesimin yaşadığı geçim sıkıntılarının artması, eleştiri oklarının hükümete yönelmesine sebep olmuştur. Dönemin Başbakanı Turgut Özal, bir malı kim kullanıyorsa o malın bedelini onun ödemesi gerektiğini savunuyordu. Bu mantık doğru bir mantık olmasına karşın ekonominin her gelişiminde ve aşamasında uygulanmıyordu. Mesela dışsatımcılara, ihraç ettiği malın yüzde altmışı “vergi iadesi” adı altında prim olarak ödenmekteydi. “Vergi iadesi” adı altında Devlet Hazinesinden ödenen bu para direk olarak yurttaşın cebinden alınıp dışsatımcıya verilmekteydi. Bununla birlikte batan bankalar ve şirketler Devlet Hazinesinden karşılanan desteklerle kurtarılıyordu. Yurttaş, kazancına ortak olmadığı ve batırmadığı şirketin ve bankanın zararını ödemeye mahkum ediliyordu. Küçük işletmeleri batıran, büyük şirketleri pompalayan bir alaturka kapitalizmdi uygulanan.
Yazar, köşe yazılarında çeşitli sosyal konuları ele almaktadır. Yazarın vurgu yaptığı en önemli konu hukukun kişilere göre farklı işlettirilmek suretiyle toplumda adalete duyulan güvenin azalmasıdır. Konuyla ilgili bir örnek yerel seçimlerden sonra ortaya çıkmıştır: ANAP’lı bir belediye başkanının belediye başkanı olmadan önce dolandırıcılık suçundan aldığı mahkûmiyet “Yazılı emir ile bozma” yoluyla ortadan kaldırılırken aynı yol o dönemki DİSK genel başkanı için uygulanmamıştır. Siyasi sebeplerle hukuk sisteminde uygulanan bu gibi çifte standartlar mülkün temeli olan adalete zarar verebilir, toplumu derinden sarsabilecek olayların vuku bulmasına sebep olabilir.
Ermeni Mandacıları
Kitaba adını veren “Ermeni Mandacıları” başlıklı köşe yazısında ve diğer birkaç köşe yazısında yazar, Ermeni sorununun ardındaki gerçekleri tarihsel akış içerisinde incelemektedir.
Bize dost olarak görünen ve aynı zamanda NATO müttefikimiz olan ABD’nin Ermeni sorununu gündemde tutan ve bundan çıkar sağlamak niyetinde olan en baştaki ülkelerden biri olduğundan söz edilmektedir. ABD Temsilciler Meclisinin 24 Nisan gününü “Ermeni Soykırım Günü” ilan etmesi ve alınan kararın sözde soykırımın 20. yüzyılın ilk soykırımı olduğu ve Hitler’e de yol gösterdiğinin ileri sürülmesi, Amerikalıların dostlukları(!) hakkında bizlere fikir vermektedir.
Amerika’nın Ermeni sorunu konusunda takındığı tavır yeni değildir. Kurtuluş savaşı öncesinde Ermenileri kışkırtan Batılı devletlerin arasında Amerika baş sıradaydı. 1920 yılında, Amerikan hükümetinin Ermenilere silah sağladığı belgelerle kanıtlanmıştır. ABD’nin o günlerdeki Başkanı Wilson’un Türkiye’de kurulacak bir Ermeni devletinin kışkırtıcısı ve destekçisi olduğu da bilinmektedir. Amerikalılar 1919 yılında Amerikan mandası altında bir Ermeni devleti kurulmasını istiyordu. Konu ile ilgili olarak The New York Times’ın 31 Ağustos 1919 günlü sayısında “Ben Türk”üm diyen herkesin yüreğini sızlatacak bir belge yayımlanmıştı. Bu belgede ABD’nin yalnızca İstanbul ve Ermenistan’ı değil, Suriye ve Filistin de dahil olmak üzere bütün İmparatorluk topraklarını kapsayacak bir manda yönetimi kurmasının uygun olacağı belirtilmiştir. Hitler’in Ermeni soykırımından esinlendiğini söyleyen ABD, Kızılderililerin kafataslarını oyarken, zencilere her türlü zulmü yaparken, Vietnam’da kadın, çoluk çocuk, yaşlı demeden insanları öldürürken acaba kimlerden esinlenmişti.
Burada bazı gerçeklerin altını kalın çizgilerle çizmek gerekir. Ermeni devletinin kurulmasını destekleyen ABD yönetimi, Ortadoğu’da güçlü bir Türkiye istememektedir. Sovyetler ise burunlarının dibinde bir NATO ülkesinin güçlenmesinden hoşnut değildir. Atatürk bu gerçekleri 1922 yılında görerek Ermeni sorununun “dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre çözülmek istendiğini açıkça belirtmiştir. Bu sağlıklı gözlem, bugün yaşanan olaylarla da kanıtlanmış bulunuyor. Birçok batı ülkesinde Ermeni terörüne hoşgörü ile bakılmış, teröristler bu ülkelerde yaşama, barınma ve gizlenme olanaklarını pek kolay elde etmiştir.
Kıbrıs Barış Harekâtı
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı bir saldırı değil, bir savunma savaşıydı. Belki bu yüzden adına “Barış Harekâtı” denmişti. Bu savunma savaşı, faşist darbe ile başlatılan soykırıma karşı Ada’daki Türklerin can güvenliğini sağlamayı amaçlamaktaydı.
Kıbrıs Barış Harekâtının getirdiği en önemli sorunlardan biri ABD’nin Türkiye’ye karşı uyguladığı silah ambargosudur. Bu ambargo sonucu Türkiye parasını ödediği silahları bile alamamış, aynı dönem içinde Yunanistan silah, araç ve gereç gereksinimini dilediği gibi tamamlamıştı. Olası bir Sovyet saldırısına karşı Türkiye’yi bir “NATO kalesi” gibi gösteren Pentagon diplomasisi, aynı Türkiye’yi silahsız bırakmayı göze alacak kadar düşmanca bir tutuma giriyordu. Görünen oydu ki, Türkiye 1974 Barış Harekâtı sonrasında “NATO’nun patronu ABD” tarafından kaba biçimde cezalandırılıyordu.
Gerek Ermeni terörünün, gerekse sağ ve sol görüntülü iç terörün birdenbire Barış Harekâtından sonra başlaması yada başlatılması düşündürücüdür. Bütün bu yönleriyle Kıbrıs tıpkı sözde Ermeni sorununda olduğu gibi, kendi boyutlarını aşarak Anadolu’daki ulusal bağımsızlık bilincinin mihenk taşı gibi bir işlev ve önem kazanmıştır.
UĞUR MUMCU, köşe yazılarında toplumsal sorunlardan iç ve dış tehlikelere kadar birçok konuya değinmiş, sorumlu gazetecilik anlayışıyla hükümeti ve toplumu yaklaşan tehlikeler konusunda uyarmıştır. Yazılarında daima kanıtlar göstermiş, toplumu içi boş konularla gereksiz yere oyalamamıştır.