Soğuk savaşın sona ermesi ile birlikte; başta NATO olmak üzere Avrupa Güvenlik Mimarisi içerisinde yer alan örgütler, hızlı
bir adaptasyon sürecine girmişlerdir.
Sovyet tehdidinin ortadan kalkması;Türkiye’nin Avrupa güvenliği için önemini azaltmamış, aksine artırmıştır. Özellikle ABD’de yaşanan terör eylemiyle birlikte meydana gelen olaylar;Türkiye’nin NATO üyesi olarak önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI ve NATO’NUN KURULUŞU
İkinci Dünya Savaşı Sonrası Dönem
İkinci Dünya Savaşı ile neredeyse tamamen harap olan Avrupa , bu savaştan önemli dersler almıştır.Avrupa devletleri, 1945-1949 yılları arasında ekonomik açıdan hızla yeniden yapılanmalarına devam ederken, Sovyetler Birliği yayılmacı ve komünizmi baskı ve kuvvet yoluyla kabul ettirmeye çalışmıştır.
NATO’nun Kuruluşu
ABD Kuzey Atlantik bölgesindeki devletleri bir birlik içinde toplamak için önce , İngiltere,Fransa,Belçika,Hollanda ve Lüksembourg 17 Mart 1948’de elli yıllık bir birleşme antlaşması imzalamışlardır.
NATO’nun kuruluşu ile Sovyetlerin Avrupa’daki yayılması o günden bu güne dek durdurulmuştur.
Türkiye’nin NATO’ya Girişi
Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı esnasındaki tarafsızlık politikası faşizmin soğuk savaş döneminde ise, NATO içerisindeki müttefikliği , Sovyet komünizminin yayılmasını önlemiş ve her iki durumda da demokrasinin muzaffer olmasında hayati katkılarda bulunmuştur.
Türkiye NATO’ya 18 Şubat 1952 ‘de girmiştir.
Türkiye ve NATO İlişkileri
Türkiye’nin NATO’ya üyeliği, İkinci Dünya Savaşı sonrası başlayan bir sürecin sonunda gerçekleşmiştir.Siyasi ve ekonomik açıdan NATO ittifakı içindeki güçlü bir Türkiye, Sovyetler Birliği karşısında, Ortadoğu’nun istikrar ve güvenliğine çok önemli bir katkı olarak görülmüştür.
Türkiye açısından ise, ittifaka üyelik ;hem Sovyet yayılmacılığına karşı bir güvence, hem de Batıyla yakınlaşmak için bir araç olarak; Türk Dış ve Güvenlik politikasının temel taşlarından biri olmuştur.
NATO üyeliği, yaklaşık yarım asırdan beri Türkiye’nin savunma ve güvenlik politikasının en önemli olaylarındandır.
NATO’nun Genişlemesi
1991’den bu yana Rusya, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin, Batının siyasi, ekonomik ve askeri güç hiyerarşisinin bir parçası olup olmayacağı , Avrupa güvenliğinin en önemli konularındandır. NATO’nun ve Avrupa Birliğinin genişlemesi ise buna en uygun çözüm olarak görülmüştür.Bu kapsamda ; Soğuk Savaş sonrası ittifakın yeniden yapılanma sürecinde ‘’genişleme’’ en önemli konulardan biri olmuştur.Washington Antlaşmasının 10ncu maddesi gereği , kapıları yeni üyelerin katılımına açık olan ittifak ’da , halen devam eden genişleme süreci, ittifak içinde yeni oluşumları da beraberinde getirmiştir.
Londra Zirvesinde 5 ay sonra 12-21 Kasım 1990’da Paris ‘te bir araya gelen 16 NATO ve 6 Varşova Paktı ülkesinin devlet ve hükümet başkanları yeni bir dostluk ve işbirliği devrine girdiklerini ilan etmişlerdir, ki buna ‘’Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı’’adını vermişlerdir.
NATO’NUN GELECEĞİ
NATO, Avrupa-Atlantik güvenlik ihtiyacını karşılayan temel örgüt olma özelliğini korumuş ve 19 ülkenin farklı milli güvenlik ihtiyaç ve çıkarlarını birleştirebilmiştir.NATO, tarihinin en güçlü ve varlığını en uzun süre devam ettirebilen politik askeri yapılaşması olma özelliğini korumaktadır.
Örgütlerin yaşaması ve etkinliği , ihtiyaçlara ve gelişmelere zamanında adapte olabilmelerine bağlıdır.NATO bu konuda en güzel örneği vermiştir. Soğuk savaşın ardından Ortadoğu,Kafkaslar ve Balkanlardaki sıcak savaşlar ,uluslararası güvenlik ve istikrar sağlama iddiasındaki örgütlerin başarısızlıklarını da ortaya çıkardı. Bu gelişmeler özellikle BM’nin ve NATO’nun örgütlenme yapılarının ,amaçlarının gözden geçirilmesini ve bu örgütlerin ‘’yeni’’ uluslararası sisteme uygun biçimde yeniden yapılandırılmalarını gerektiğini göz önüne serdi.
21 nci yüzyıl başlangıcında dünya hızlı bir değişim ve yeniden yapılanma sürecine girmiştir.Ülkelere yönelen kapsamlar ortadan kalkmamıştır.En hızlı değişimler Avrupa kıtasında, NATO’da ,Rusya’da,Çin’de ve Japonya’da yer almakta olup, daha büyük bir entegrasyon ve işbirliğine giden bir dünya oluşmaktadır.Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi değerler, serbest pazar ekonomisi uygulamaları ve çevre konusundaki duyarlılık evrensel bir nitelik kazanmaktadır.
Soğuk savaş döneminin sona ermesi ile birlikte NATO yeni bir yapılanma sürecine girdi.Özellikle Avrupa’da NATO’nun misyonunu doldurduğuna, Avrupa’nın kendi güvenlik kurumlarını oluşturabileceği düşünceleri ortaya çıktı.Ama Bosna ve Kosova’da yaşananlar Avrupa’nın, ABD ve NATO desteği olmadan kendi içindeki sorunları dahi çözemediğini gösterdi.
SONUÇ
ABD açısından bu görece belirli hususlar dışında belirsizlik taşıyan başlıca dört konu mevcuttur !
• ABD politik yönetiminin benimseyeceği uluslararası rol ne olacaktır ?
• Nükleer silahların yayılımı ne yönde gelişecektir ?
• Eski Sovyet imparatorluğunun geleceği ne olacaktır ?
• Geleceğin olası süper güçlerinin niyetlerinin nasıl öngörüleceği ,eğer ABD, Avrupa’nın savunmasını milli çıkar ve alakaları için de görürse,Avrupa’nın NATO’yu yayılmacı Rusya’ya karşı olası en iyi garanti olarak kabullenmesi beklenebilir. Ancak bu durumda da NATO, ABD ve AB arasında iki taraflı ittifak olarak yeniden şekillenecektir.
Yeni dünya düzeninde, değişen şartlara göre geliştirilen yeni NATO stratejisi, Avrupa’nın yeni politik oluşumu ve askeri yapısını ortaya koyan;anılan tehdit,karşılıklı güven, diyalog ortamı, açıklık, demokratikleşme, ekonomik ve politik işbirliği unsurlarına dayanmaktadır .Bu güven ortamı içinde NATO’nun yeni stratejisi üye ülkelerin güvenliğini ve bölgesel bütünlüğünü sağlamaya devam ederken, savunma harcamalarını da mümkün olduğunca düşürmeye yöneltir.
11 Eylül saldırılarının ardından ,ABD’nin Irak’ı işgal etme ve Irak’ta yeniden yapılanma sürecine kadar,BM ve NATO’yu kendi menfaatlerine uygun kullanma girişimleri ve dünyanın bu örgütlere rağmen sergilediği kararlı güç gösterisi ,bu örgütlerin varlık sebebini tekrar gözden geçirmesine sebep olmuştur.
Amerika ,bugün yerleşmiş çıkarların savunulması uğruna dünya çapında bir karşı devrimci harekatın önderidir.Amerika’nın bugünkü durumu Roma’nınkine benziyor.
Roma da kendi yönetimi altına giren yabancı topluluklarda yoksullara karşı devamlı zenginleri destekledi.Roma’nın siyaseti eşitsizlik ,adaletsizlik ve en kalabalık olanlar için en az mutluluk siyasetiydi. Amerika’da Roma’nın rolünü isteyerek benimsemiştir.
Türkiye’nin NATO Tecrübesinden Çıkan Sonuçlar
Türkiye’nin NATO’ya üye olması kendi yararına olduğu kadar Batınında yararına olmuştur; hatta Batının bundan daha çok yarar elde ettiğini söylemek mümkün. Çünkü ,Türkiye aldığından çok veren ülke konumundadır.
Son olarak Atatürk’ün söylediği gibi!
“İstiklali tam denildiği zaman, bittabi, siyasi, mali, iktisadi,adli, askeri, harsi ve ilah her hususta istiklali tam ve serbestsi tam demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklalden mahrumiyetin millet ve memleketin,mana-yı hakikisiyle, bütün istiklalinden mahrumiyeti demektir.”