Bir bilim adamı olan Osman Zümrüt’ün hazırladığı “ Atatürk’ün İslam Dini Anlayışı” adlı çalışması ulu önderin İslam dinine
bakışını açıklaması açısından son derece önemlidir. Kitap ; kültür bakanlığı tarafından 1998 yılında 218 sayfa olarak yayınlanmıştır. Atatürk’ün din ve siyasetin birbirine karıştırılmasına karşı oluşunu ama dine karşı olmayışını ön plana çıkarmış ve temasını bu merkez üzerine oturtmuştur. Kitap bu özelliği ile de bir başvuru niteliğindedir.
Din kelimesi Arapça bir kelimedir. Türklerin İslam dinini kabul etmesiyle bu kelime dilimize girmiştir. Kelime anlamı “ceza ve mükafat”tır. Anlam olarak da Allah dan karşılık almak için davranışlarımıza yön verdiren kurallardır.
Atatürk dini insanlık için gerekli ve zaruri bir kurum olarak görerek “din vardır ve geçerlidir” demiştir. O sadece insanların ferdi hayatları için lüzumlu olduğunu söylemekle kalmayıp dini bir toplumu ayakta tutan kurumların en başlıcası olarak kabul etmiştir. “Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur.” Diyerek bu düşüncesini açıkça dile getirmiştir. Atatürk’ü din konusunda bilgisiz yada düşman gibi görmeye yeltenenler hem zan üzerine hüküm verdiklerinden ve sonuçta yabancı ajanlarla iş birliği yaptıklarından hem de aynı zamanda Müslümanları birbirine karşı düşmanlığa sürükleyip fitneye sebep olduklarından dolayı dini anlamda ağır vebal altındadırlar. Atatürk dini Allah ve kul arasına bağlılıklar olarak tanımlar. Onun din konusunda derin kültürü olduğu açıktır. O bir yandan dinin toplumsal işlevini öte yandan dinamikleştirici gücünü göz önünde tutuyordu. Atatürk dinin manevi gücünün Kurtuluş Savaşımızdaki Anadolu fetvalarında bizzat gözlemiştir.
Laiklik , kelime anlamıyla ,”din dışında” yada “dine veya kiliseye ait olmayan” anlamını taşır. Bize “din hürriyeti olarak geçmiştir. Bu sebeple , laiklik bir çok yönüyle ele alınıp yazılmıştır. Bir hukukçuya göre laiklik , din hürriyetini ve bundan doğan vatandaş hakkını korumaktır. Atatürk’ün laikliği benimseyişi kimsenin kimseyi inandırmaya zorlamaması ortamını hazırlama çabasından belki de başka bir deyişle, İslam’ın önerdiği ortamı oluşturma amacından ileri geliyordu, çünkü, laik sistemde herkes istediği gibi inanır ve ibadet eder; ama kimse kimseyi benim gibi inan diye yada “ibadet et” diye zorlayamaz.
Atatürk peygamberimizi çağdaş bir biçimde anlamıştır. Hz. Muhammed’e gerçek değerini vermiş, peygamberimizi yanlış anlatanlara karşı mücadele etmiş ve düşüncesini şöyle özetlemiştir. “Muhammedi bana cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıtmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş Uhud muharebesinde en büyük bir komutanın yapabileceği bir planı nasıl düşünür ve tatbik edebilir. Onu askeri siyasal toplumsal alanlarda büyük bir deha olarak kabul ediyor. O Hz. Muhammedi ayetlerin ışığında ihlasla değerlendirerek.onun sancağının ölümsüzlüğünü şöyle bildiriyordu ; “O Allah’ın en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim senin adın silinir fakat sonuna kadar O ölümsüzdür”.
Atatürk İslam dini’ni bilime akla ve mantığa dayalı çağdaş biçimde anlıyor,uyguluyor ; kendinden sonrada uygulamasına özen gösteriyor. O’na göre İslam dini dinamikleşmeyi kendi özünde sürekli yenileyerek saklayan bir dindir dinimizde İslam üstü olmayan şeylerin tümünün insanlar eliyle yapılması gerektiğinin bilincindeydi. Atatürk’e göre Müslümanlıkta özel bir sınıf yoktur. “Müslümanların toplumsal hayatında , hiç kimsenin özel bir sınıf içinde mevcudiyetini muhafazaya hakkı yoktur.kendilerinde böyle bir hak görenler dini emirlere uygun hareketde bulunmuş olmazlar.bizde ruhbanlık yoktur ;hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz” diyerek bunu açıkça dile getirmiştir.
Atatürk İslam dinini dinamik ve çağdaş bir şekilde anlamış , İslam dininin durmayı değil çalışmayı , uyuşukluğu değil ataklığı , yobazlığı değil aydınlığı , şekilciliği değil bilinçliği, düşmanlığı değil barışı emrediyor demiştir. Atatürk dinimizin uyuşukluğu ret ettiğini şöyle belirtir ;
“Bizim dinimiz milletimize değersiz miskin ve aşağı olmayı tavsiye etmez aksine Allah da peygamberde insanların ve milletin değer ve şerefinin muhafaza etmelerini emrediyor.”
Atatürk dinin kavranılmasını ön planda tutmuştur. Bunun içinde büyük çaba sarf etmiştir. Yüzyıllarca ne demek istediğini anlamadan okuduğumuz Arapça metinleri özüne dokunmadan büyük bir cesaretle Türkçe ye çevirmiştir. Hatta ibadete çağırma ve zamanı bildirme olan ezanı Türkçe okumasını istemiştir. Böylece milletimiz dinde olmayan batıl şeyleri dinden ayıklayıp dinin özünü örgene bilmiştir. O’nun bu çabaları herkesçe hatta yabancı bilim adamları tarafından da takdir edilmiştir. Atatürk şeyhlik gibi Allah la kul arasına giren insanları kabul etmemiş Allah huzurunda kimsenin yetkili olamayacağını belirtmiştir. Aynı zamanda Atatürk gerçek din görevlilerine de büyük değer vermiştir.çünkü millete dinini öğretecek kişiler olarak onları görmüştür. Ona göre din adamlarının kişilikli , kültürlü , ilgili , çağdaş , anlayışlı ve fedakar olmaları sadece Müslümanlara güç kazandırmakla kalmayıp milli kalkınmaya da katkıda bulunur.
Atatürk her insana aracı olmak sızın tanrıya kendi ulaşabileceği ve bağışlana bileceği gerçeğini ısrarla savunmuştur. Saf temiz insanların inançlarını istismar ederek onları kendi çıkarları uğruna aldatanlar ve sömürenler için kesin tavrını ortaya koyan Atatürk tarikat ve benzeri dini guruplaşmalara karşı olduğunu kesin bir dille ifade etmiştir. O yüce dini alet ederek yada dinin yüce değerlerine sahip çıkıyormuş gibi görünüp çıkarlarını sürdürenleri iyice tespit etmiş ve gereğini yapmıştır. Bizi yanlış yola sevk eden soysuzlar bilirsiniz ki ;çok yere din perdesine bürünmüşler saf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz dinleyiniz görürüsünüz ki, milleti mahveden esir eden harap eden hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülük den gelmiştir.