Arama
×

Oturum Aç

Use your Facebook account for quick registration

OR

Create a Shvoong account from scratch

Already a Member? Oturum Aç!
×

Oturum Aç

Sign in using your Facebook account

OR

Not a Member? Oturum Aç!
×

Oturum Aç

Use your Facebook account for quick registration

OR

Oturum Aç

Sign in using your Facebook account

Shvoong Ana Sayfa>Kitaplar>Türk'ün Üç Bin Yılı

Türk'ün Üç Bin Yılı

tarafından: dokuz     Yazar : S.G.KLYASHTORNY / T.İ.SULTANOV
ª
 
Kitabın ilk bölümünde toplumların inanış biçimleri sosyo ekonomik ve kültürel var oluşumlarının ilk hareketlenmelerine yer verilmiş.
İkinci bölümde M.Ö. 1. Bin yıl ile M.S. 1. Bin yılın ilk yarısı boyunca, Aşağı Povolje ile Altaylar arasındaki bozkır şeridinde ve dağ eteklerinde yaşayan yerleşik halklar ve göçebe kabileler Hint – Avrupa dillerini kullanıyorlarmış.Bununla birlikte, Avrasya bozkırlarına yapılan sürekli göçlerde, Kazakistan ve çevresinde bir çok kabile görülüyormuş.Birbirinden bağımsız ve farklı kabileler.
Dillerin farklılaşma süreçleri oldukça karmaşıkmış.Bir çok bölgede Proto Türkler Proto Moğollar karışık yaşıyormuş. Hun konfederasyonu içinde görüldüğü kadarıyla eski Türk dillerini konuşan kabileler varmış.Demek ki tek dil hakimiyeti yoktu.Mesela Bulgarlarda Türk dilinin çok eski bir şeklini kullanıyorlarmış.
Üçüncü bölümde ise doğudan gelen büyük göçlerle M.Ö 1. Bin yıl başlarında bazı kabileler İskit tipi göçebe kültürünü meydana getirmişler.Bronz ve demiri işlemişler, metal eşyalar, tekerlekli yük arabaları ve at koşuları yapıyorlarmış.Kulübeleri bir nevi karavan şeklindeymiş.
Kabilelerin bir çoğunun arkeologlar tarafından tespit edilen ana hatları, yazılı kaynaklara çok az yansımış.Kabilelerde idare: birinin yerine bir başkasını tayin etme yokmuş.Herkes kendi işini yapar, kimse kimseye yardım etmezmiş.İnsanlar kendi sürülerini kendileri güder, kendi mallarına kendi mühürlerini basarmış.Buradan anladığım en büyük özellik toplum olmak için değil birey olmak için yaşamışlar.
Ölümden sonra hayata inanmışlar mezarları ev gibi odalı yapmışlar bu yüzdende cenazelerin çoğu düzgün defnedilememiş.
Din adına da ilk tanımalar yaşanmış.Türkler ilk kez Budizm, Manihaizm, Hıristiyanlık ve İslamiyet gibi dinlerin mensupları olan medeniyetlerle geniş ölçüde tanışmışlar.
Bozkır kültürü ve tarihinin birbirinin takipçisi oluşu ortadan kaybolmamış.
Efsanelere göre Türklerin doğuşu Doğu T’ien – shan’a bağlanmakta.Çinli tarihçilere göre de:Miladı 3.yüzyılın sonu ile 4.yüzyılın başlarında T’ien – shan’ın daha kuzeyinde bir yere göç eden Hun kabileler grubu 4.yüzyıl sonlarında 460 kadar tutunmayı başardığı Turfan bölgesine itilmiş.

Sonuç itibariyle gerek Türk efsaneleri, gerekse Çin tarihçileri kaynaklarında verilen bilgiler, Açinalar’ın zamanla Doğu Türkistan’ da yeni bir etnik grubu bünyesine alarak yerli sakinlerle kaynaştıkları yönündedir.
Türk etnogenezinin başlangıcı, genel olarak Hun devletinin çöküşü ve merkezi Asya bölgesindeki kim oldukları bilinmeyen daha erken dönem kabile gruplarının birbirlerinden ayrılmalarıyla ilişkilendirilmiş.
5. yüzyıl alfabesiyle kaydedilen ve Türk etnogenezinin erken dönemini yansıtan ilk Türk folklorik kitabeleri Açina kabilesinin doğuşu ve o dönemde ortaya çıkan kabile birliklerine hakim olmasıyla genealojik efsanelerden ibarettir.
1.Binyılın ikinci yarısında maddi kültür objeleri mezar mimarilerine yansıyan ideolojik farklılık ve plastik sanat yadigarları gibi Türk kültürünü yansıtan öğeleri kapsıyan arkeolojik bulgulardaki kültürel farklılıklar kendini kesin çizgilerle belli ediyor.
Türkler seferlerinde bir çok kez başarılı olmuşlar.Bu başarılı seferlerden en önemlisi Batı seferleri olmuş.560 yılının sonlarına doğru Türk hakanı, o dönemin en güçlü devletleri olan Bizans, Sasani İran ve Çin’ le siyasi ve ekonomik ilişkiler kurarak Uzak doğuyu Akdeniz ülkelerine bağlayan kervan yolunun kontrolünü ele geçirmek için mücadeleye girmiştir.
Ardı ardına geçen savaş zaferleri,Türk toplumundaki sosyal yapılanma sürecinde ortaya çıkan muhalefet hareketlerini bir çok durdurması.getirilen reformlar (581 – 618) imparatorluğun ekonomik ve askeri potansiyelini hızlı bir şekilde yükseltmiş.Yöneticiler arasındaki taht kavgaları bozkırdaki şiddetli kıtlıkla aynı ana rastlamış.
Türk Hakanlığı 582 - 603 kesin çizgilerle Doğu (Merkezi) ve Batı (Orta) Asya olmak üzere ikiye ayrılmış.Bu uzun zaman Hakanlıklar arasında acımasız savaşlarla geçmiş.Çin’ deki iç savaşlarda özellikle 613 – 618 yılları arasında yaşanmış.
Türklerin ana silahları alışılmışın dışında bir maharetle kullandıkları oklar ve yaylar dı.Tarih sahnesinden Uygur Hakanlığı, Karluk Devleti ve Karahanlı’ lar, Kıpçaklar, Kimak Devleti, Deşt – i Kıpçaklar gibi küçüklü büyüklü devletler geçmiş.
Beşinci bölümde Kazak devletinin ortaya çıkışı ve başlangıcı anlatılıyor.Modern Kazakistan topraklarının bir kısmı Özbek Ulusu diğer kısmı Moğolistan olarak adlandırılmış.Moğolistan bu politik yapının Kazakistan’ ın siyasi haritasında ortaya çıkışı 16. yüzyılda başlamış.
Yüzyılın 30 – 50’ li yıllarında Özbek ulusunun siyasi durumu anlatılmış.Kazak tarihi esasen 15. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlıyor.Bu hanlığın oluşması, 1458 ve 1462 yıllarında Urus Han’ ın boyun bükmeyen torunları olan sultanların yönetimindeki Özbek Ulusunun bir kısmının Moğolistan’a göç etmesi ve 1468’ de Ebul Hayr – ın Han’ ın vefatından sonra ‘’ göçebe Özbek Devleti’’nin dağılmasıyla ilişkilidir.Kazak Hanlığının okuma yazma oranı çok düşük olmuş.Bu bölüm Kazak Hanlığının ilk hükümdarlığı, Hanlığın şekillenişi ve kültürel – sosyal yapısının oluşmasıyla devam ediyor.
Altıncı bölümde ise Kazak Hanlığından ve komşularından bahsediliyor.Kazak Hanlığı döneminde Güney Kazakistan şehirleri olarak Sır – Derya, Aşnas, Sığnak, Süzek, Özgend, Akkurgan, Sauran, Türkistan, Arkuk, Otrar ve Sayram şehirleri bulunuyormuş.Kazakların komşu şehirlerde siyasi ekonomik ve kültürel gelişimleri anlatılmış.
Yedinci ve son bölümde ise sosyo – ekonomik açıdan Kazaklar anlatılmıştır.Toplum yapısını Tevke Han belirlemiş.Büyük Orta Kırgızları kendi halk kanunlarının Tevke Han’ dan daha eski olduğunu ileri sürmüşler.Bu kanunlardan bazı örnekler vermek gerekirse:
- Kana kan, sakatlığa sakatlık.
- Hırsızlık, yağma, Tecavüz ve zinanın cezası idamdır.
- Kendi çocuklarını öldüren ebeveyn, hiçbir şekilde cezalandırılmaz; ancak bir kadın gayr-i meşru çocuğunu utancından öldürürse cezası ölümdür.
- Karısını zina yaparken yakalayan koca onu öldürme hakkına sahiptir.
- Bir kişinin tanrıya hakaret ettiği yedi kişinin onayıyla doğrulanırsa o kişi taşlanarak öldürülür.
- Bir kişi Hıristiyanlığa geçerse, akrabaları tüm mülküne el koyabilir.
Gibi cezaların yer aldığı Kırgız kanunlarında bu şekilde yer alıyor.
Askeri geleneklerin göçebe hayatında büyük önemi vardır.Bozkırda en önemli görevlerden biri askerlik olmuş.Zaten bozkır haklıda silahlı toplumlardı.Göçebe Kazakların daimi orduları yoktu.sadece gerektiğinde toplanan gönüllü boy ve kabile orduları vardı.
Kazak toplumu hanlık döneminde bir ak kemik diğeri kara kemik olmak üzere birbirine tamamıyla zıt iki sosyal gruptan oluşuyordu.Bu iki grup arasındaki fark ekonomik yönden değil siyasi ve hukuki yöndendi.
Sultan herkesten farklı tutulmuş.Sultanın ayrıcalıkları yanında toplumunda ayrıcalıklı kesimleri vardı.Zenginler ve fakirler, göçebe Kazak toplumlarının büyük bir kısmını zenginler yanı baylar oluşturuyordu.
Yayın tarihi: 02 Mayıs, 2009   
Lütfen bu özeti derecelendirin : 1 2 3 4 5
Etiketler:
Tercüme Et Gönder Link Yazdır

New on Shvoong!

Top Websites Reviews

X

.