Mustafa YILDIRIM tarafından kaleme alınan kitap; İstanbul’da Toplumsal Dönüşüm Yayınları tarafından 2004 tarihinde, 597 sayfa
olarak yayımlanmıştır. Kitap, ABD ve Avrupa Birliği’nin güdümündeki Rum, Ermeni ve Yahudi örgütlerinin dışarıdan kuşattığı Ülkemizi içerden çökertmek isteyen sözde “Sivil Toplum Kuruluşları”nı, belgelerle deşifre eden Mustafa YILDIRIM, bu çirkin oyunun mutlaka bozulacağını açıklıyor.
“Sivil Örümceğin Ağında”yı açar açmaz Anthony SUM’un, bizim durumumuzu özetleyen şu cümlesiyle karşılaşıyoruz: “Komplo teorilerim yok! Ama, komplolar hakkında teorilerim var.” Yazar da komplo teorileri üretmiyor, Türkiye’ye ve Türk Milletine karşı kurulmuş olan uluslararası komploları, komplocuların gizleyemedikleri belgelerle, deşifre ediyor. Sivil Örümceğin Ağında başlıklı kitabı okuyunca, ya batılıların bizi çok sevdiklerine, bize maddi ve manevi destek vermek için birbiriyle yarıştıklarına inanacağız ya da öldürücü bir “tezgah”la karşı karşıya bulunduğumuzu anlayacağız. Burada üçüncü bir yol yok, kitaba, “Uymayanlar da varmış” başlıklı bir önsöz yazan M. Emin DEĞER, 1969 yılı başlarında Milli Savunma Bakanlığı Hukuk Müşavirliği odasında yaşadığı şu “acı” sürprizlerle söze başlıyor: “Amerika’lı Albay, kapıdan çıkarken bir an durdu ve görüşmeyi şu acı sözlerle noktaladı: “ABD ile Türkiye arasında Ortak Savunma İşbirliği Antlaşması’na göre yapılan yardım, hibe, satış yada malzemenin sahibi yalnız ve her zaman Amerika’dır, benim devletimdir. Bunlar size, Ortak Savunma Antlaşması’nın gereği olarak devrediliyor. Buna göre de Türkiye zilliyet durumundadır. Bu nedenle yasanızdaki bütçeye kaydedilir, hükmü uygulanamaz. Unutmayın ki, Başkan veya Kongre istediği an, yardımı durdurduğu gibi o madde yada bilgiyi geri isteyebilir. “Yani dost bildiğimiz Amerika, bize yardımda bulunursa, bir şey hibe etse veya satsa bile bu şeyi istediği zaman geri alabilir. Çünkü ABD’nin kanunları böyle emrediyor. Bizim kanunlarımızın hiçbir önemi yok. Kitabı okuyunca, artık ABD’nin kendi vatandaşı CIA ajanlarıyla değişik ülkelerde operasyonlar düzenlemediğini fark ediyoruz. Bugün devrede çok uluslu şirketlerle içli-dışlı olan Ford Vakfı, Carnegie Vakfı ve Rockefeller Vakfı gibi kuruluşlar vardır ve bu kuruluşların 92 ülke ile sıkı işbirliği söz konusudur. Son yıllarda adı Türkiye’de de sık sık duyulan para piyasaları cambazı Saros da her zaman iş başındadır. Çok sayıda vakıf veya başka ad altında faaliyet gösteren kuruluş da işin içindedir.
ABD’nin iki büyük partisi, (Cumhuriyetçi ve Demokratlar) de tıpkı Almanya’daki gibi vakıflar kurarak hedefteki ülkelere yönlendirmeye başlamışlardır. “Resmiyet dışı” göründükleri için “sivil toplum kuruluşu” adını alan bu örgütler, gerçekte ABD’nin devlet politikasına hizmet eden teşkilatlar arasında yer almaktadır.
Yaklaşık on yıldır Türkiye’yle çok yakından ilgilenen bu örgütler; demokratikleşme, insan hakları, Ermeni meselesi, Kürt sorunu, Aleviler... vesaire konuları içeren çalışmalara ciddi maddi destek sağlamaktadırlar. Türkiye’de ABD örgütlerinden maddi destek almada ilk sırayı Arı Derneği (Arı Hareketi) ile TESEV alıyor. Amerikan örgütleri, faaliyette bulundukları ülkelerde beyin temizleme, kimlik oluşturma, örgütleme ve eyleme geçirmek için 18 adımlık bir süreç izlemektedirler bunlar: kamuoyu oluşturma, alt örgütler kurma, yeni propaganda aygıtları sağlama, casuslar yerine yaygın bir yayıncı eğitim programı gerçekleştirme, bilimsel ve toplumsal konferanslar düzenleme, iş adamlarının örgütlenmesi, açık ve yaygın istihbaratın güçlendirilmesi, etnik grupların kışkırtılması, toplumu yanlış ve eksik bilgilendirme, yolsuzluk kampanyasıyla yeniden yönetim taleplerinin yükseltilmesi, iktisadi ortamı denetleme, merkezi devlet güvensizlik yaratma, gençlerin örgütlenmesi, milli sanayinin çökertilmesi, orduların milli savunma kimliğinden koparma, kendilerine inanmış örgüt lideri yetiştirme, milli bunalımlar yaratılması, kültürel kaynaşmanın yıkılması ... Yakın zamana kadar, ülkemizde faaliyet gösteren bir kuruluşun dışardan para alması hem suç, hem de utanılacak bir durumdu.
Komünist parti veya örgütlerin Sovyetler Birliği’nden kendilerine “İslamcı” diyen grupların Araplardan maddi destek gördüğü iddiaları mahkemelere konu olurdu. Refah partisine Libya’dan 500 bin dolar yardım yapıldığı söylentileri bu partinin kapatılma sürecini başlattığını ve sonunun getirdiğini biliyoruz. Ama ABD’nin yarı resmi örgütü NED (Milli Demokrasi Fonu)’den Türkiye’deki “sivil” örgütlere 5 milyon dolara yakın para aktarıldığını belgeler ispatlıyor. Aynı kaynaklardan Saros’un 1 milyon 78 bin dolar, İngiliz WF örgütünün de 6250 sterlin verdiği kayıtlıdır. Bu paralar “demokrasi“ adı altında verildiği için “suç” teşkil etmiyor. ABD ve AB’den para alan kuruluşların bazıları şunlardır: Yeni Forum Dergisi, Türk Demokrasi Vakfı, Stratejik Araştırmalar Vakfı (SAV), Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), Toplumsal Sorunları Araştırma Vakfı (TESAV), Liberal Düşünce Topluluğu (LDT), Türk Kalkınma Vakfı, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Arı Hareketi Sivil Örümceğin Ağında’nın sayfaları arasında dolaşınca adını önümüzdeki aylarda/yıllarda daha çok duyacağımız Arı Hareketi Derneği’ni de şimdiden yeterince tanıyoruz. Bu hareketten önce başkanı/lideri konumundaki Kemal KÖPRÜLÜ’yü tanımamız gerekiyor. Bu cevval Türkiyelinin babası da anası da cevval, Baba Ertuğrul KÖPRÜLÜ, 1996 yılında T.C. Washington Büyükelçiliğinde Basın Ataşesiymiş, Ne olmuşsa daha sonraki yıllarda geri çağırılmış, o da istifa edip Amerika’nın Sesi radyosuna geçmiş. Anne Tuna KÖPRÜLÜ ise Talabani’nin yakın dostu, iş ortağı İlnur ÇEVİK’in gazetesi Turkish Daily News’in Washington Muhabiri’dir, Kısaca bağlantılar aile boyudur.
Özetle, bu tezgahtan kurtulmak için ağın nasıl kurulduğunu bilmemiz gerekiyor.