• Oturum Aç
  • ‎Shvoong nedir?‎
  • Oturum Aç
    Oturum Aç
    Kullanıcı adımı hatırla Şifrenizi mi unuttunuz?

İnsanlığın Bilgisini Shvoong'da Özetleyin

.

Shvoong Ana Sayfa>Kitaplar>11 Eylül: Terörle savaş mı? Bahane mi?

.

11 Eylül: Terörle savaş mı? Bahane mi?

tarafından : dokuz    

Yazar : TÜRKKAYA ATAÖV
Tarihin en kanlı terör eylemi olan 11 Eylül katliamı pek çok uzmana göre ABD’nin açık toplum olmasını zorunlu sonucu Amerikalılar,
11 Eylül 2001 sabahı yeni bir güne başlarken tüm dünya tarihinin en özgün ve en şiddetli terör eylemine tanık olacaklarını tahmin bile etmiyorlardı.
Dünya finans sektörünün kalbinin attığı en önemli merkez olan Newyork Manhattan’da mesai henüz başlarken Dünya Ticaret Merkezi’ne çakılan uçak herkesi şok etti. Kimiler ilkin bunun bir kaza olduğunu sandı, ya da en azından öyle olmasını diledi.
Oysa Boston’dan kalkan 11 sefer sayılı uçak saat 08.45’te Dünya Ticaret Merkezi’nin kuzey kulesine intihar dalışı yapmıştı. Birinci uçağın çarpmasından 18 dakika sonra saat 09:03 ‘de Boston’dan kalkan ikinci uçağında güney kulesine kamikaze dalış yapması son yarım saat içinde yaşananların bilinçli bir intihar eylemi olduğunu gözler önüne serdi.
Hemen ardında Washington Dulles Havaalanından kalkan 77 sefer sayılı yolcu uçağı da ABD Milli Savunma Bakanlığının ünlü Pentagon binasına dalış yaptı. Kaçırıldığı tespit edilen 93 sefer sayılı bir başka yolcu uçağı da Pennsylvania Eyaletinin Pittsburgh kenti yakınlarında düştü.
11 Eylül katliamı Pearl Harbour baskınıyla mukayese ediliyordu. 1941 yılında kendisine ulaşan istihbaratları ciddiye almamasının sonuçları gören Amerika, Japonların Pasifik ‘teki deniz üssüne yaptıkları saldırı ile şok olmuştu. Japonların bu saldırısı Amerika’ yı 2. Dünya Savaşı’ na dâhil etmeye yetmemişti. 11 Eylül baskınını olayın üzerinden 2 saat geçmeden tahlil etmeye başlayan analistler bunun bir Üçüncü Dünya Savaşı ilanı olabileceğini söylemekte gecikmemişlerdi. 
   Yaygın görüşe göre ABD, muhtemel bir savaş için belirlenen iki düşman tipiyle karşı karşıya. Bunlardan birincisi bir devletten beslenen örgüt. Amerika’ nın böylesi bir örgütü yok etmek için ‘ merkez çekim kuvveti ‘ ne toptan saldıracağı düşünülüyor. Afganistan’ a yapılacak olası saldırı bu kategoride. 
ikinci bir düşman türü var ki, bu tür ‘ perakende savaşı gerektiren küçük yapılara bürünmüş ‘ bir örgüt. Bu örgütle mücadelede sivillere yönelik saldırı olasılığı da en azından toptan savaşa göre azalacak. Diğer analize göre ABD böylesi bir düşmanla baş etmek için tahminlerden fazla efor sarf etmek zorunda kalabilir.
Saldırını Amerikan yönetimi nezlindeki yansıması son derece anlamlıydı. Güvenliği aşırı derecede önemsemesiyle bilinen Amerikan toplumunun siyasal liderleri bu saldırının “ Declaration of War “ (Savaş İlanı) olarak değerlendirdiler. Başkan Bush, istihbarat birimlerinin verdiği raporlar doğrultusunda ilkin terörist bir saldırı olarak değerlendirdi. Aslın Amerika’nın pek ünlü iç ve dış istihbarat servisleri saldırıyı tespit etmekte geç kalmışlardı ve önümüzdeki günlerde buna ilişkin pek çok eleştiri alacağa benziyorlardı. Ancak sorunların çözümüne kadar yani kısa vadede mevcut yönetimin tüm unsurlarıyla desteklenmesinden yana olan Amerikan kamuoyu bu eleştirileri bir süre sonraya saklayacaktı.
Şu bir gerçek ki, 11 Eylül katliamı dünyanın en büyük ve en etkili gizli servisinin başında gelen Central İntelligence Agency ( CIA ) ve iç istihbarat örgütü Federal Bureau of İnvestigation ( FBI ) üzerine pek yeni bir tartışmanın başlamasına neden oldu. Bu kadar büyük bütçeli güçlü istihbarat örgütleri nasıl bu saldırıyı haber alamamışlardı? Pek çok uzman CIA’ nın bu işi atlamasını son yıllarda insan unsurunu kullanmakta yetersiz kalmasıyla ilişkilendiriyordu. Yani çok karmaşık teknolojileri kullanarak espiyonaj yapan Amerika’nın örgütlere ajan sızdırma gibi insan becerilerine dayanan yöntemlerle istihbarat yapmaktan uzak kalmaması büyük bir handikaptı uzmanlara göre. 
Biraz da Pearl Harbour baskınının Amerikan istihbarat anlayışı üzerinde yarattığı etkiler nedeniyle 1947 de MGK ile kurulan CIA ‘in bir süredir açık kaynaklarından yâda casus uydularından yararlanarak istihbarat yaptığı söyleniyor. CIA bu konuda servise yöneltilen eleştirilere, insan kaynaklarının pahalı olduğu ve bütçesinin bu konuda yeterli olmadığı teziyle yanıt veriyor. 25 bin çalışanını Amerika’ da görevlendirilen CIA‘ in son dönemde bilgisayar ve internet teknolojisinin gelişimi üzerine bu alanda uzman en iyi personeli kullandığı da bir gerçek. Açık kaynaklardan yani basından ya da konferanslarda derlenen bilgilerin sentezinin yapılmasında CIA için yaygın kullanılan bir başka yöntem. 
  Herkes 11 Eylül katliamının dünyanın en farklı terör eylemi olduğunu kabul ediyor. Yaygın kanaate göre ABD, henüz ardındaki güç tam olarak belli olamayan terör eylemini bahane ederek dünyanın stratejik bölgelerinde üstünlüğünü kabul ettirmeye çalışacak. Usame Bin Laden gibi arananlar listesinin başındaki isimler bertaraf edilmeye çalışılacak, teröre destek verdiği ileri sürülen ülkeler üzerinde baskı kurulacak ve belki de belirli bölgelerde askeri üs sayısında artış gözlenecek. Bunlar bir yana olay, İngiltere ve İsrail’ in desteğini alan ABD’ nin Kıta Avrupa’ sı ile olan ilişkilerini etkileyecek. Belki ABD Avrupa’ nın cılız muhalefetine rağmen operasyon yürütecek, yine bir başka olasılık olarak Rusya ile pazarlığa oturacak ve tavrıyla Çin’i önemsemediği hissini uyandırmaya çalışacak. Peki ya failler ve olayın ardındaki güç merkezi? ABD bunu ortaya çıkarmaya çalışacak mı? Uzmanlara göre, kanlı eylemin 20 bin dolayında sivilin yaşamına mal olduğu ve ABD’ nin dünya ölçeğindeki karizmasını sarstığı düşünülürse Birleşik Devletler ceza vermek için can atıyor ama perde arkasındaki güç merkezinin deşifre edilmesinde kendisinin de elinde olmayan nedenlerle sorun yaşayabilecek.
Nedenler ve sonuçlar ne olursa olsun 11 Eylül katliamı daha uzun süre konuşulmaya devem edecek. Yeni Şafak’ ın uzman görüşlerine ve yabancı kaynaklara dayanarak hazırladığı yazı dizisi olayı bütün boyutlarıyla masaya yatırıyor.
Bu kitap 11 Eylül 2001 saldırısına Amerika’ nın tepkisini eleştirici gözle ele alıyor. Özellikle özgürlükleri kısıtlayan ve ‘ terörizme karşı savaş ‘ sloganı görünümü altında Ortadoğulu ve Müslüman kökenli bazı toplulukları hedef alan tepkisini. Amerikan   Anayasası’ nı çiğneyen yeni yasalarını, hukuku hiç sayan Beyaz Saray emirlerini, yargının bağımsızlığını yıkan askeri mahkemelerinin işleyişinin ve güvenlik güçlerinin izlediği milyonlar ile göz altında ki binlerce yurttaş, göçmen, sığınmacı ve turistin başlarına gelenleri. Bu arada, Afganistan ve Irak savaşlarıyla Amerikan müttefikleri Britanya, Avustralya ve İsrail gibi devletlerin demokrasiden uzaklaşmalarını da.
Yayın tarihi: Nisan 20, 2009
Lütfen bu özeti derecelendirin : 1 2 3 4 5

Bookmark & share this post

Etiketler

.