Sonuncu ve en önemli noktalardan biri, kadın
olarak kendisini nasıl gördüğü. Kitapta en şaşırdığımız şeylerden biri Emine Esenbel’in Ankara’da çalıştığı kısa
bir zaman dışında aslında hiç çalışmamış olmasına rağmen, yaşantısının her anını profesyonel bir iş kadını
gibi görüp yaşaması. Asıl önemli işi yapan kişi Melih Esenbel olmasına karşın, hikaye boyunca onun başarılarından minimum seviyede bahsedilir. Çoğu zaman ne yapıp ettiğini bile bilmeyiz. Ara sıra verdiği bilgilerden ancak tahmin yürütebiliriz. Nereye tayinleri çıksa, Emine Esenbel Melih Esenbel’in yaşadıklarını hemen geçiştirip kendi yaptıklarından bahsetmeye başlar. Ankara’ya ilk gittiklerinde İş Bankası macerası, sonra Paris’te ve Vichy’de olduğu günlerde geçirdiği zamanlarda nasıl vakit geçirdiği, katıldığı toplantılar, balolar,giydiği kıyafetler, söylediği akıllıca sözler her detayıyla kitapta yer alırken, Melih Esenbel’e dair bir kaç cümle edilir yalnızca. Kendi isminin Melih Bey üzerinden tanımlanmasına rağmen Melih Bey’in kitapta bu kadar az olması oldukça tuhaf. Özellikle anlatılmamış hissi uyandırıyor fakat biraz üzerinde düşündükten sonra gördük ki aslında Emine Esenbel diplomatlık işini kendince iki kola ayırmış. Birinci kol Melih Esenbel’in ciddi devlet konularından sorumlu olduğu alan ikinci kol ise Emine Esenbel’e ait olan ve sosyal konulardan mesul olduğu alan. Sanki Emine Hanım sadece kendi tarafını anlatmayı seçmiş. Bu bakış açısı Emine Esenbel’in imaj oluşturma ve diğer hariciyeci eşlerine yardımcı olma amaçlarına uymaktadır.Melih bey’in karısı olmakla ilgili bir rahatsızlığı veya mutsuzluğu hissedilmez hikaye boyunca. Bizce bunun sebebi Melih Bey’e karşı duygusal bir bağının olduğu hissedilmesine rağmen, onun diplomat olması ve dolayısıyla Emine Esenbel’in bir anlamda iş vereni gibi olmasıdır. Çünkü Emine Hanım diplomat eşi olmayı bir iş gibi algılar. Bunun en dramatik olarak hissedildiği an ise, Mina Urgan ve birkaç yabancı arkadaşı ile otururken, ne iş yapıyorsunuz sorusuna verdiği ‘diplomat eşiyim’ yanıtıdır. “...Mina’nın biri İsveçli diğeri İngiliz iki arkadaşı vardı. İsveçli olanı bana dönüp mesleğimin ne olduğunu sorunca , eşimin diplomat olduğunu söyledim.” (syf 95). “Daha önce bankada çalışıyordum fakat eşim diplomat olduğu için taşınmak zorunda kalınca, işimi bıraktım ve şu an çalışmıyorum” gibi bir cevap vermektense, böyle bir cevap vermeyi tercih etmiş olması bizce dikkat çeken bir nokta. Bu yüzden de kocasıyla ilişkisi çok daha profesyonel sınırlar içinde kalıyor ve az sorunlu bir ilişki olarak sürüp gidiyor. Profesyonel hayat çekişmesi bir noktada yaşamına yansıyor ki kendi başarılarını uzata uzata anlatırken, kocasından hiç bir haber alamıyoruz. Her girdiği ortamda ilgi ve sevgi uyandırması, insanları “genç ve tecrübesiz” olmasına rağmen hazır cevaplılığı ve cesareti ile etkilemesi, hayır işlerindeki başarılı girişimleri ve yaptıklarının gördüğü ilgi en çok anlatılan şeyler kitapta. Bu başarılı diplomat eşi olma kavramı öyle önemli birşey gibi anlatılıyor ki sanki diplomat olarak Melih Bey’in tüm başarısı aslında Emine Esenbel’in başarısından geliyor gibi. Örnek vermek gerekirse, W ashington’a ilk gittikleri zaman ortaya bir diplomatik karışıklığı (Amerikalı bir albay olan Seattle’ın Türkiye ile ilgili olan bir raporunun kabul edilip edilmemesi olayı) Emine Esenbel olaya karışarak çözmüştür. Bunun dışında bir kadın olarak nedense kültürüyle, endamıyla, dil bilmesiyle ve karşı konulmaz cazibesiyle Beyaz Saray’dan en alt tabakalara kadar herkesin üzerinde hep olumlu bir etkisi olduğundan ve en dost olunmayacak insanlarla bile en resmi ortamlarda dost olmayı başaran bir yapısı olduğundan bahsederek kendisini her an öne çıkartır tüm hikaye boyunca. Nerede olursa olsun hep farkedilir ve hep farkedildiğini biz okuyuculara sürekli hissettirir. Bir tek kocası Melih Esenbel onu olduğu gibi görür; ne daha fazla ne de daha az. Bunu “Melih benimle siyasi konuları konuşmazdı. Kendisi için ben sadece bir diplomat eşiydim. Ancak gerekli olan konularda sohbet ederdik ve daha da doğrusu fikir cimnastiği yapardık.” (syf 103) demesiyle bize gösterir. Bu tavra karşı biraz kırgınlık da sezeriz Emine Hanımın tonundan. Bunun dışında genel olarak Melih ve Emine Esenbel arasındaki diyaloglar kısa ve özdür. Laubali olmadan profesyonel bir evlilik hayatını sürdürmenin şartı gibi. En azından bize öyle yansıtılır.Sonuç olarak, bizce Emine Esenbel her ne kadar anılarını bir anlamda önemli bulmasından dolayı, başka insanlar için öğretici olacağına inancı yüzünden yazmış olsa da, kitap amacının ötesine geçmiş ve Emine Esenbel’in hayata bakış acısı ile ilgili pek çok açık vermiştir. Gerek anlatılan ailevi olaylar, gerek kendi yaşadıkları ile nelere önem veren biri olduğunu anlamamızı sağlamıştır. Ama bizce bu kitapta bizim Sefire Emine Esenbel’i anlamamızı sağlayan şeyler onun yazdıkları değil de, yazmayı reddettikleridir. Hikayede bulamadığımız detaylar, bizi onların neden orada olmadığı sorusuna yöneltmiştir. Bu soruya tüm bu yazımız boyunca bulduğumuz cevaplar Emine Esenbel’in nasıl bir insan olduğunu anlamamızda, hayattaki önceliklerini keşfetmemizde faydalı olmuştur. Emine Esenbel, her şeyiyle kendisi ile barışık, olumlu olumsuz tüm yönlerini büyük bir cesaretle ortaya döken, iyisi ya da kötüsüyle yaşayan, asıl amacı içsel gelişim olan, bireyselliğini herşeyin önünde tutan, toplumun ne düşündüğünü önemsemeyen özgur bir karakter olmaktansa, çok daha imaja düşkün, toplum gözünde iyi bir yere sahip olduğuna inanan ve bu inancını anlattıkları ile pekiştirme ihtiyacı hisseden, her zaman sadece iyi işler yapmış, hayatında hiç bir kara leke veya kötü bir an bulunmayan neredeyse kusursuz bir hayat yaşamış, asla bizden biri gibi olmayan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Bizce bunları anlamamızı sağlayan şey, daha önce de söylediğimiz gibi anlattıklarının yanı sıra, özellikle anlatmamayı seçtikleri; hatta bilerek yokmuş gibi davrandığı, hayatı içinde yaşamış olduğunu tahmin ettiğimiz daha kusurlu anılardır.
Bin Renk Bir Ömür Analiz - Kısım 3 hakkında daha fazla inceleme