Emine Esenbel öz yaşam öyküsüne anne ve babasının kim olduklarını ve kısaca nasıl bir yaşam sürdürdüklerini anlatarak başlıyor.
Daha sonra çocukluk yıllarını, anne ve babasının ayrılmasını, ve babasından rica etmesiyle Arnavutköy Amerikan kız kolejine girmesini ve daha sonra annesi dolayısı ile Galatasaray Lisesinde okuyan Melif Rauf Esenbel ile tanışmasını anlatarak devam ediyor. İkisi de okullarını bitirdikten sonra Melih Esenbel ile evleniyor ve akabininde Melih Esenbel askere gidiyor. Melih Esenbel’in askerliğini tamamlaması ile birlikte Emine Esenbel ile Ankaraya yerleşiyorlar ve diplomat hayatlarına adım atıyorlar. Bu sıralarda Emine Esenbel eniştesinin yardımı ile iş bankasında memuriyet hayatına başlıyor. Bazen memnun bazende memnuniyetsiz olarak memuriyet hayatını, Melih Esenbelin Paris büyük elçiliğine tayini çıkana kadar sürdürüyor. Emine Esenbel Paris`in ileri kültürel yaşantısına ayak uydurmakta hiç zorluk çekmiyor ve hatta kendini bu hayata oldukça kaptırıyor. Gerek
diplomatik çevrede gerekse okul yıllarından edindiği arkadaşı Mina Urgan ile Paris`in bohem hayatını sonuna dek yaşıyor. Kısıtlanan tiyatro gezileri, kafelerde sohbetler, kitapçılarda geçirdiği saatler Emine Esenbel için ikinci Dünya savaşının getirdiği en büyük zorluklar arasında yer alıyor. İkinci Dünya savaşının ciddiyetini Paris`i terk etmek zorunda kaldıklarında anlayan Emine Esenbel, içlerinde büyük elçinin de olduğu pek çok diplomat ve diplomat eşleri ile birlikte Vichy’ de bir şatoya taşınıyor. Şatodaki yaşantasında savaşın soğuk yüzü ile karşılaşan Emine Esenbel, bombardıman uçaklarının seslerinden, Alman askerine kafa tutuşundan, kendine cok fazla anlatılmasa da kendi gördüğü kadarı ile savaş zamanındaki diplomatik zorluklardan bahsediyor ve kendinden ödün vermeyen yapısını sergilemeye çalışıyor. Şatoda neredeyse aç susuz geçirilen uzunca bir süreden sonra 1943 yılının sonuna doğru Ankara`ya dönme emri alan çift Vichy`den ayrılarak, 23 gün süren zorlu bir tren yolculuğuna başlıyor. Yolculuk sırasında pek çok Avrupa kentinden geçip savaşın bu kentlerin üzerinde bıraktığı izleri gözlemleyerek yollarına devam ediyorlar. İstanbul’a vardıklarında Melih Esenbel Ankara`ya hareket ediyor. Emine Esenbel ise Heybeli Adadaki evine gidiyor. Birkaç hafta sonra Ankaraya giden Emine Esenbel Ankarada diplomatik hayatın içine giriyor. Çeşitli balolara ve yardım faaliyetlerine katılıyor , diplomatik çevreden dostlar ediniyor. Ankarada kaldıkları süre boyunca Melih Esenbel’in yaptıklarının anlatılmaması dikkat çekiyor. Daha sonra 1945 sonbaharında Melih Beyin Washington’a tayininin çıkması ile çiftimiz zorlu bir gemi yolculuğu ile Washington’a gidiyor. Washington`da Kızıl Haç çalışmalarına katılan Emine Esenbel birkaç yıl içinde hamile kalıyor. Kızıl Haçtaki faaliyetlerinin hayranlık ile karşılandığı ve bu hayranlık sonucu kazandığı madalya ile sosyal başarısını Washington’da da devam ettiriyor. Bu sırada gerek ailesindeki denizcilik kökleri, gerekse kendi kişisel özellikleri sayesinde Amerika`daki diplomatik hayatın gözde simalarından biri oluyor. Amerika Emine Esenbel’in diplomatik ve sosyal hayatta büyüyüp olgunlaştığı bir ülke oluyor. Bu sıralarda Melih Esenbel’in değiştirdiği pozisyonlar dışında diplomasi hayatında yaptıklarına dair bir bilgi verilmiyor. Emine Esenbel’in katıldığı balolardan, topladığı yardım paralarından, Amerikan diplomatları arasında gördüğü ilgi ve populariteden bahsediyor. Türk diplomasisi ve kültürünü tanıtma katkılarını anlatıyor. 1960 İhtilali ile çalkalanmaya başlayan Büyük Elçilikte pek çok diplomat gibi Esenbeller’de zorlu bir döneme giriyorlar. Askerlerin herşeye el koymasi ile Esenbellerin elçilikteki konumu tehlikeye giriyor. Dış işlerindeki pek çok elçi Türkiye’ye çağrılıyor ve belli bir süre sonra Melih Esenbel’in Ankaraya dönmesi isteniyor. Bu haber Emine Esenbel’i çocuğu için zorlu bir karar verme aşamasına itiyor. Amerika’da başarı ile okuyan çocuğunu Türkiyenin bilinmez ortamına sokmak veya on üç yaşındaki çocuğunu yalnız başına Amerikada bırakmak konusunda ikilemde kalıyor. Emine Esenbel’in birkaç kere karar değiştirmesine sebep olan bu ikilem, herşeye rağmen kızını yanına almaya karar vermesi ile son buluyor. Esenbelle Ankaraya dönmeleri ile maddi açıdan da zorluğa düşüyorlar. Kızlarını okutmak için Emine Esenbel İnglizce öğretmenliği yapmaya başlıyor. Öğretmenlik yaptığı dönemde kızından bir gün telefon geliyor ve kızı Askerlik dersinden düşük not aldığını söylüyor. Emine Esenbel bu duruma çok kızıyor ve sırf Melih Esenbel’in kızı diye bir askerlik öğretmeninin ondan intikam almaya calıştığını söylüyor. Fakat o sırada Melih Esenbel’in siyasi ve diplomatik hayatta neler yaptığı bize anlatmıyor.Yalnız kitabın başında Moskova ve Tokyo arasında seçim yaparken, Melih Esenbel’in üç yıldır “Bana ülkemde komunist eziyeti yaptınız; şimdi bir komunist ülkeye gitmem.” demesinden o yıllarda Melih Esenbel’in komunistlik ile suçlandığını öğrenebiliyoruz. Kitabın sonunda verilen Melih Esenbelin kısa özyaşam öyküsünden anladığımız kadarı ile daha sonra Tokyo büyükelçiliğine atanıyor. Tokyo büyükelçiliğinden sonra iki kere daha Washington büyükelçiliği yapıyor ve bir ara dışişleri bakanı oluyor. Bunların Emine Esenbel tarafından açık bir şekilde anlatılmaması dikkat çekiyor. Hayatlarında olan ve Emine Esenbel’in etki etmediği olayların, ancak detaylardan takip edilebilmesi, otobiyogrofisine bakış açısını anlamamız açısından önem kazanıyor. Emine Esenbel hikayesini kocasının ölümü ile sona erdiriyor ve diplomasinin yaşamlarında her zaman en önemli şey olduğunu son bir kez daha vurguluyor.