Hikayelerdir en kolay kanimiza giren, sorgulamamiza firsat vermeden aklimizi celen. Bir gun oturmus V.
Woolf okurken aklimdan bu sozler gecti. Kendi kendine aklima dusen bu cumlenin nereden ciktigini dusunudum. Sanirim boyle dusunmemi saglayan Woolf’un denemelerini yazis tarzi idi. Herseyi oyle yumusak, oyle dogal anlatiyordu ki ne dese altinda yatani dusunmeden, kafami salliyordum onaylarmiscasina. Hani bazen cok etkili ve guzel bir muzik duyunca, muzigin ne dedidigine aldirmadan insan kendini o muzigin ritmine kaptirir ya, ben de Woolf’un denemesini okurken, yazidaki fikirlerden once yazinin estetigine tutuldum. Herseyden once bir denemeyi hikayelestirerek yazma fikri cok hosuma gitti. O kadar iyi yapabilecegimi bilsem, ben de Kasim ayinda Camlica tepesinde bembeyaz karlar arasinda dolasarak yazardim denememi. V. Woolf cimlere bastigi icin uyarildiginda, hikayeden nasil gercege donmusse; belki ben de ayak degmemis,pamuk karlardan, akan ya da akamayan trafik yuzunden, basilmadik yeri kalmamis, camur icindeki karlara indigimde gercege donerdim hikayemde kim bilir. Benim gercekligim o kadar etkili olmazdi belki ama yine de hos olurdu hikayeyi yazmak. Onun yarattigi kadar guzel imgelemler yaratabilir miydim ben acaba? Kisin ve cam agaclarinin rengini, Woolf’un sogutlerin ve sonbaharin renklerini anlattigi kadar iyi anlatabilir miydim? Ya da dusunce surecini onun kadar iyi tanimlayabilirmiydim bir benzetme ile? Heralde her ne cicekler kaldiysa kisin hayatta, ben onlari rahatlikla bahce duvarlarindan asiramazdim. Ya yediklerim? O denli canli dokulur muydu sanal sayfama? Fistiksiz zeytinyagli dolmalarimin kokusu bulasir miydi yazima? Bulasirdi belki. Peki ya aniden bu imgelemi yerle bir edip disarida kar olmadigini soyleyip menumde de zeytinyagli dolma olmadigini itiraf edebilcek cesaretim olur muydu? Onca ugrasla yarattigim imgelemi kirabilir miydim bir iki sozcukle? Gercekte disarida kar yok, Camlica’da degilim ve karnim ac! Bunu da yapardim belki ama V. Woolf kadar iyi yapamazdim heralde. Icerige gelince, ben
Evdeki Melegi oldurmezdim cunku ben kadinlarin Evdeki Melek olarak dis dunyada da var olmaya haklari olduklarina inaniyorum. Birsey basarmaya calismak , her zaman bir odun gerektirmek zorunda degil bana kalirsa. Ama kadinlar caglar boyunca oyle cok ezilip oyle cok ikinci sinif insan muamelesi gormusler ki, olanlar icin kadinliklarini suclamislar. Beyazlar tarafindan caglarca kole diye kullanilan zencilerin, somurgeci sisteme karsi cikacagina, derilerini kaziyip kendilerini aklastirmaya calismalarindan farksiz, evdeki melekleri oldurmek bence. Genel olarak feminizmin ve okudugum denemelerinde V. Woolf’un en buyuk cikmazlarindan biri de bu zaten. Erkeklerin egemen olduklari dunyaya karsilar ve bunun icin kadin olarak var olmaya ve erkek egemenligini dagitmaya mi calisiyorlar yoksa bu erkek egemen dunyada kadinliklarini bastirip hatta daha ileri gidip kadin olarak varolmaya calisanlari kucumseyip erkeklesmeye mi gayret ediyorlar belli degil. Bu soru onlara yoneltildiginde genelde cevaplari erkekler dunyasinda yer alabilmek icin erkekler kadar sert, ev ve tum ev islerinden bagimsiz ve tum “kadinsal eksikliklerinden” kopmus olmak zorunda olduklarini soylerler; aksi halde canavar erkekler tarafindan aninda yutulacaklarina inanirlar. Ayrimcilik yapilmasin derler ama ihtiyaclari olanin pozitif ayrimcilik oldugunu bilmezler. Bence kadinlarin yapmasi gereken tum kadinsal yonlerini yok sayip erkeklesmeye calismak degil (yani evdeki melegin canina kiymayin bosu bosuna lutfen) kadin olmanin zor yanlarini goz onunde bulundurularak, sosyal ve profesyonel yasamda ayricaliklar edinmeye calismak ve boylece kadinliklarini koruyarak istedikleri olmabilmek, bir nevi Sokaktaki Melek olabilmektir. Farkedilmesi gereken en onemli nokta, Evdeki Melek’in nazik ,cekici ve ozverili olmasi, aile yasaminin zorlu sanatlarindan anlamasi, kendi adina bir istegi ya da dusuncesi olmadigi anlamina gelmez. Boyle oldugu durumlar elbet ki vardir ama bu tamamen kisilikle ilintilidir, kadinlik ile degil. Evdeki Melekleri sokaga cikartabilir kadinlar, ondan kacamadiklari icin onu oldurmeye ihtiyaclari yok bence. Feministler tum diger sorumluluklarini goz onunde bulunup hak iddia etseydi, suan kadinlar cok daha ilerde olabilirdi. Tum is yasalari kadinlari yukselmek istiyorlarsa cocuk dogurmaktan ve ona yetirince zaman ayirmaktan men etmeyecek sekilde yapilsaydi fena mi olurdu? Biri ya da digerini secmek zorunda birakilmasaydi kadinlar, kendilerini cok daha iyi tanimlamis olurlardi herkesin gozunde. Evdeki Meleklerin kanatlari, kadinlarin profesyonel yasamlarinin ustune golge dusurecegine; onlarin hizla ucup ilerlemelerine yarasaydi fena mi olurdu?